banner28

Hepimiz mi böyleyiz aslında, yoksa tek ben miyim böyle.

Onca asiliğime , inadıma, başı buyruk hallerime rağmen; mecburiyetlerden, formalitelerden nefret etmeme, durağanlıktan, tekrarlardan rahatsız olmama rağmen; bir bakıyorum ki belli noktalara, bazı kişilere kimi yerlere bağlamışım kendimi, hem de sımsıkı.

" Yoksa sen ipekböceği misin kızım" diyorum kendime.

"Usul usul ipek bağlar mı uzatıyorsun yaşadığın, geçtiğin, gördüğün yerlere". Hiç bitmiyor mu uzattığın ipek bağların; elini tuttuğun, gözüne baktığın, bazen acıyıp merhamet duyduğun, gönül verdiğin, minnet duyduğun, aynı kaderi paylaştığın, aynı oyunu oynadığın, aynı şarkıyı dinlediğin insanlara bağlanıyor musun hep"?

Bir ağaca, bir çiçeğe, bir köye, şehirlere bağlanılır mı?

İstanbul'dan Geyve'ye giderken özel bir durum yoksa, önce Alifuatpaşa'ya gideriz. Eğer oraya uğramayacaksak, Reco sorar hangi yoldan geçelim"? diye. Hemen cevap verir Alifuapaşa'dan geçerek gidelim, belki birilerini görürüz" derim. Kimi göreceksin ki der" eşim; bilmem ki derim, birini işte, herhangi birini.

İnsan tanıdık bir yüz gördüğünde, neler neler görüyor aslında, o asla bir yüz olmuyor. Onun hatırlattığı bir çok anı da geliyor gözümüzün önüne.

Geyve'ye gittiğimizde ise illaki genç kızlığımın geçtiği mahalleden geçerek gitmek isterim baba evimize. Yol boyu bir komşu, bir arkadaş, bir tanıdık görsem sanırım ki çocukluğumu gördüm, genç kızlığımı gördüm.

Bahçemize girince gider şimdilerde boş kalan ahıra bakar, sarıkızı, aynalıyı, baharı görürüm. Boş ardiyeye bakar, çuval çuval leblebi, fındık, fıstık görürüm. Hiç sevmediğim, yemediğim yaz helvalarını görürüm, kırmızı beyaz.

Yıllar önce kapatılan tulumbayı görürüm; kuruluğun çatısına nişasta seren anneannemi; vay kerhaneci yine kaçtı diyerek ineği yakalamaya çalışan dedemi görürüm.

İstanbul'da on yıl oturduğum sokaktan taşınıp, yan sokakta ev aldık; on yıl geçti üzerinden. Ne zaman markete gidecek olsam, ne zaman otobüse binecek olsam, eski sokağımdan yürürüm, olur da bir komşumu görürsem diye.

Şu parkta oturmuştuk, bu ağaca salıncak kurmuştuk, şu bankta oturup havai fişeklerin şölenini izlemiştik, şu kafede arkadaşımla oturmuştum, tam bu köşede filancayla karşılaştım...

Taşındığımız evi, sattığımız bağı, aldığımız ilk arabayı, çocuğumuzu doğurduğumuz hastaneyi, ip atladığımız çıkmaz sokağı, saklambaç oynarken saklandığımız odunluğu, yağmurdan kaçarken sığındığımız saçak altını, ebe olup sayılar saydığımız duvarı unutmayız hiç.

Gül çaldığımız bahçeyi, bizi kovalayan komşu teyzeyi, dondurma ısmarlayan amcayı unutmayız.

Ne çirkinsin sen öyle deyip yanağımızdan makas alan teyzeyi, bu çocukta istikbal var diyen öğretmeni unutmayız.

İlk aldığımız mektubu, takılan ilk yüzüğü, aşk ile tuttuğumuz eli, ilk öpücüğü unutmayız.

Öreriz ağlarımızı; özgürlük mücadelesi, kimlik savaşı verirken.

Bağlanmaktan korkarız; ipek bağlarımızı koştuğumuz, kaçtığımız her yere saldığımızı unutarak.

Dut yaprağı yiyerek büyüyen o beyaz tırtıl gibi; çıktığı dalı dünya zanneden o narin böcek gibi, gittiğimiz, gezdiğimiz yerlere salıyoruz ipek bağlarımızı, kozamızı ördüğümüzden habersiz.

O ipek böceği gibi gönüllü örüyoruz üstelik; emir almadan, mecbur edilmeden, kozanın içine hapsolduğumuzu fark etmeden, sonumuzun yaklaştığını bilmeden.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6