banner28

MARSI BIRAK DÜNYAYA BAK!

ÖZEL HABER / NAZİLE AKARSU

İklim değişikliği nedeniyle bilinmez bir geleceğe doğru yol alırken endişelerimiz de artıyor

‘HAYAT ZORLAŞIYOR’

Samanyolu Galaksisinin mavi incisi olan dünyamız her geçen yıl daha da yaşanmaz hale geliyor. İklim değişiklikleri nedeniyle dünyada bir yandan sıcaklık rekorları kırılırken, bir yandan da sel felaketleri, depremler ve salgın hastalık gibi küresel afetlerde artış gözlemleniyor.  Geçtiğimiz yıllarda Sakarya’da; en son ise Giresun‘da yaşanan sel felaketleri iklim değişikliklerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.  Ekim ayında yaşadığımız kavurucu sıcaklar, kaybolan yeşil alanlar, yağış rejiminde yaşanan radikal değişimler geleceğe yönelik endişelerimizi arttırıyor. Hepimizi yakından ilgilendiren bu çarpıcı konuyu Sakarya Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu Yiğit’le enine-boyuna konuşma fırsatı bulduk.

SUÇLU KİM?

İklim değişikliği nedeniyle Türkiye’de sel felaketlerinin artmasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yiğit,  “Bu sel felaketlerini dikkate alarak, imar planlarının yapılması, buna göre yerleşimin, şehirleşmenin oluşturulması gerekiyor. Giresun’da sel felaketinin yaşandığı aynı yerlere ev yapacağız diyorlar; ama aynı şeyi tekrar yaşayacağız. Yaşanma ihtimali yüksek. Bu yüzden öncelikle yaptığımız yanlışları düzeltmemiz gerekiyor. Bugüne kadar yaptıklarımızdan ders alıp, bundan sonrasında yerel yönetimlerin, imar planları, kentsel dönüşümlerin, geleceğe yönelik yapılacak değişiklerin buna göre yapılması gerekiyor. Aslında iklim değişiklerini her şeyin başına koyuyorsak, eğer iklim değişimlerine bağlı olarak meydana gelecek bu sellenmelerin artmasını en temele koyup, kendimize zarar gelmesini hesap ederek bir planlama yapmamız gerekiyor.  Başka türlü sellerin zararından kaçamayız. Seller olacak, ama bunun zararlarından kaçmamız ya da minimuma indirmemiz mümkün” şeklinde konuştu.

‘BİZE ZARAR GELİNCE ÖNEMSİYORUZ’

Mahnaz Gümrükçüoğlu Yiğit, “Bir olayın afet haline gelmesi için sadece insanlara zarar vermesi gerekmiyor. Biz doğal afetler nedeniyle ne kadar ağacın yok olduğunu, ne kadar hayvanın telef olduğunu düşünmüyoruz. Bize zarar geldiği zaman bunu afet olarak adlandırıyoruz. Madem böyle diyoruz bize zarar gelmesini engellemeliyiz. Geçmişte yaşadığımız doğal afetlerden ders alarak planlamalar yapılması gerekiyor. Ancak burada da bir sürü hata yapılıyor. Yağışın yüksek olduğu yerlerde binaların ‘Su basmanı’ dediğimiz kısımlarının yüksek olması gerekir. Bodrum katının olmaması gerekir. Bunlara dikkat edilmesi gerekir. Geleneksel yapılara bakıldığında sel felaketlerine, su baskınlarına uygun bir şekilde yapılmıştır” dedi.

‘GERİ DÖNMEK ARTIK ÇOK ZOR’

Sözlerine; “İklim değişikliğinin önüne geçmemiz artık çok zor, geri dönüşümsüz bir noktadayız diyebiliriz” diyerek devam eden Yiğit, “Son 150 yılda bir derecelik sıcaklık artışını geri döndürme şansımız yok. Tekrar soğutamayız dünyayı. Bugün yaptığımız bütün yanlışları sıfırlasak bile hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak. Dünyamız bu yüzyılın sonuna kadar ısınmaya devam edecek. Çünkü atmosfere o kadar çok karbon verdik ki! Bunun etkisi hemen ortadan kalkmayacak. Dolayısıyla iklim değişikleriyle yaşamayı öğrenmemiz çok önemli. Burada iki şey çok önemli; birincisi iklim değişimlerini arttıracak hataların önüne geçmek. İkincisi şuanda yaşadığımız iklime uyum sağlamak. Belki bundan 20 yıl önce uyum sağlamayı pek konuşmuyorduk. Ama artık nasıl uyum sağlayacağımızı düşünmeliyiz” ifadelerine yer verdi.

‘FELAKETLER ARTACAK’

Yiğit, “Doğanın dengesinin bozulması demek, dünyadaki her şeyin alt-üst olması demek. Direkt olarak her şeyi kendimize göre ayarladığımız için bizim etkilenmemiz demek. Başka bir dünya olmadığına göre hemen yarın Marsa yerleşemeyeceğimize göre yaşanan değişimlere uyum sağlamak mecburiyetindeyiz. Dünyayı bitirdik, bari gidelim Marsa yerleşelim düşüncesi var. Bu hemen olabilecek bir şey değil. Marsa yapılan yatırımı dünyaya yapmamız gerekiyor ki uyum sağlama şansımız olsun. Yoksa dünyada yaşamımızı sürdürmemiz çok zor olacak. Çünkü felaketler artacak” ifadelerini kullandı.

‘SİNSİ BİR ŞEKİLDE GELİYOR’

Yerel yönetimlerinin birinci önceliğinin kuraklık olması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Yiğit, “Biz yarı kurak bir ülkedeyiz. Kuraklık dünya afet listesinde birinci sıradadır. Bizde afet denince birinci sırada hep deprem gelir. Oysa depremden sağlam binalar yaparak kurtulabilirsiniz. Ama kuraklıktan kaçma şansınız yok. Büyük kuraklıklar sinsi bir şekilde gelir ve ne zaman kurtulacağınız bilemezsiniz. ‘Bir sene idare edelim sonra kurtuluruz’ diyemezsiniz. O yüzden kuraklık konusunda çalışma yapmamız gerekiyor ve takip etmemiz gerekiyor. Burada en büyük rol yerel yönetimlere düşüyor” dedi.

‘ETKİLERİ AZALTMALIYIZ’

Türkiye’nin en sıcak yıllar yıllardan birini yaşadığını söyleyen Yiğit, “Sıcaklıklar düşmüyor. Su planlamamızı doğru bir şekilde yapmalıyız. Yağış azalmasına bağlı olarak her hangi bir tasarrufa gidilmiyorsa o zaman kuraklık kaçınılmaz olacaktır. 2014 yılında kurak bir yıl geçirdik, göl suları kritik seviyelere gelmişti. Fakat buna rağmen su kullanımı hiç azaltılmadı. Neyse ki bir yıl sonra yağışlar oldu göl suları dengelendi. Dolayısıyla yine iş dönüp dolaşıp biz insanlara geliyor. Şikayet ettiğimiz etkileri azaltmamız gerekiyor”  şeklinde konuştu.

‘DAHA AZ SUYLA YAŞAM’

“Biz hep çevre ve doğal kaynaklarla ilgili konularda arza yönelik politikalar geliştiriyoruz” diyen Mahnaz Gümrükçüoğlu Yiğit, “Bu ne demek? Örneğin Sapanca Gölü’nün suları çekildi, artık ekonomik olarak kullanılamaz hale geldi. Kritik seviyenin altına geldiği zaman o kaynağı kullanamazsınız. O kaynak kullanılamaz hale geldiği zaman şu yapılıyor; başka bir yerde baraj oluşturuluyor ya da başka bir yer altı kaynağı bulunuyor ve o kullanılıyor. Bir kaynak azaldıysa başka bir kaynağı kullanmak arza yönelik taleptir. Arza yönelik değil talebe yönelik politikaların üretilmesi gerekiyor. Yani su mu azalıyor? İnsanların su kullanımını azaltmak gerekiyor. En basitinden çeşme suyuyla arabalar yıkanıyor bunun yapılmaması gerekiyor. İnsanlara daha az suyla daha çok iş yapabilmesini öğretmek gerekiyor. Bazı belediyeler peyzaj çalışmalarında bile çeşme suyu kullanılıyor. Doğal kaynakların minimuma indirilmesi çok önemli, insanlara su kullanımını öğretmek çok önemli, bunlar çok basit ve önlem alınabilecek şeyler. Bu şekilde önemler alırsak suyu daha verimli kullanabiliriz” ifadelerini kullandı.

İlgili Galeriler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6