Televizyonun henüz her evi süslemediği dönemde radyoda temsiller olurmuş. Yani sanırım günümüzün reklamları...

Bir tanesinde İstanbul’da bazı  semtlerin daha iç kısımlarındaki zamanın modası apartmanlar övülür, denize nazır canım yalılar yerilirmiş.

İnanılacak gibi değil!

Temsilde, annemin anlattığı kadarıyla; yok yalının tahtaları gıcırdıyormuş, yok rutubet oluyormuş, yok eskimiş artık filan...

Yani gerçekten dedemin lafına geliyoruz: Çuval moda olsa giyersiniz...

Nihayetinde çuval kumaşı da giyilmiş bi’ zaman.

Reklamlar yüzünden doymuş, doymamış yağ oranları vs. masalı ile bizi tereyağından soğutup son derece zararlı margarine düşkün yaptılar.

Pastörize diye diye haftalarca bozulmayan sütleri, doğal sütlere tercih ettik.

Yamuk yumuk diye sebzeleri bahçeden beğenmedik de hormonlusu güzel geldi.

Güzelim sapasağlam mobilyaları da acımadan oraya buraya savurduk ve kaldık her şeyin en sahtesine...

Öyle bir şey ki bu mesela komşum mutfak yaptırıyordu; öncekiler uyduruk çıktı, çabuk eskidi diye.

Ne olsa beğenirsiniz?

Usta diyor ki:

-Abla, benim şimdi yapacağımın en iyisi bile bunun kadar kaliteli değil.

Buyur buradan yak! Haydi bakalım!..

Halısı uyduruk, tülü uyduruk, tabağı çanağı bile uyduruk hale geldik elin bizi tüketim manyağı yapmasına izin vere vere.

El emeği göz nuru, bize has, ince işçiliğimizi de bıraktık bir kenara.

Annelerimiz gençken giydiği kazağı, kemeri hediye ediyor bize. En az 30 yıllık...

Bir de biz giyiyoruz yıllarca. Eskimiyor arkadaş!

Kemer yahu kemer... Kemer eskimemiş!

Ben alışverişten oldum olası hoşlanmayan biriyim ve zorunda kalınca da hiç sevmediğim için çok müşkül duruma düşüyorum gerçekten. Şimdinin, üstelik bir de haksız pahalı ürünlerine girmeyeceğim ancak garanti süresi biter bitmez bozulan telefondan da bilgisayardan da beyaz eşyadan da ya da iki günde dökülen çantadan, elbiseden de usandım artık!

En başta söylediğim gibi de belki de en çok, göz göre göre yalıdan vazgeçip apartman dairesine yerleşen ve bunu havalı bulan aileleri şaşkınlıkla karşılamaktan geri duramıyorum.

Tanışıp sormak isterim gerçekten:

-Nasıl?.. Neden?..

Hoş, her birimizin dedeleri de göl, deniz, ırmak kenarı sinek oluyor diye yahut dağ tepe merkeze çok uzak diye sattı savdı kocaman arsaları üç kuruşa. Şimdi yine dünyadan biz hariç herkes oralarda oturuyor. Atalarımız çocuk yaşta savaşıp korumuş toprakları, biz parayla üstelik dünyada pek de değeri olmayan paramızla sattık...

Eşyalarla beraber insan da değişmez mi?

Değişti elbet...

“... O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler...”

Kaldık mı demirin tuncuna?!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6