MÜLKİYET İKTİDAR MÜCADELESİ

Necati Cumalı’nın Susuz Yaz isimli hikâyesi; tarım toplumunda temel üretim aracı olan toprağın en önemli gereksinimi olan suyun özel mülkiyet anlayışı ile değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan toplumsal çatışma alanlarını, iktidar mücadelesini, insanın kendine yabancılaşmasını ve kadının böyle bir toplumda metalaştırılması sürecini ele almaktadır.

Eser, 1963 ve 1973 tarihlerinde olmak üzere iki kez sinemaya uyarlanmıştır. İlk çekilen film 1964 yılında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanmış ve 61. Cannes Film Festivali’nin “klasik filmler” bölümünde gösterilmiştir. Yönetmenliğini Metin Erksan’ın üstlendiği başrollerini ise Erol Taş, Hülya Koçyiğit, Ulvi Doğan gibi isimlerin paylaştığı Türkiye’ye uluslararası ilk ödülü getiren 1963 yapımı film, ‘Türkiye’yi temsil edemez’ gerekçesiyle bir dönem yasaklanmıştır.

Susuz Yaz filminde, mülkiyet kavramının Anadolu insanı üzerindeki etkisi ve Anadolu insanının da bu mülkiyet kavramı neticesinde kendisinde oluşturduğu iktidar, güç, mülkiyet aidiyeti ve kimlik çatışmasını görmemiz mümkündür.

Osman ve Hasan adındaki iki köylü kardeşin topraklarında bulunan su kaynağını diğer köylülerle paylaşmamaları neticesinde birbirleriyle ve köylülerle ortaya çıkan sorunlarla cebelleşmeleri ve zamanla kendi aralarında ihtilafa düşmeleri üzerine feodalite sistemine bir eleştiri yapılır. Film adeta o dönemin suçluluk nedenlerini bizlere aksettirecek bir hikayeden bahsediyor. 1960’larda cezaevindeki insanların %82’si temelinde tarla ve su kavgaları yatan suçlardan hüküm giymiş, her yıl milyonlarca insan aynı nedenle mahkemeye düşmüştür.

Filmin yönetmeni Metin Erksan 60’lı yıllarda daha 30 yaşlarındayken Anadolu’daki mülkiyet meselesine kafa yormuş ve temel sorularına cevap aramıştır: Mülkiyet nedir? Nereden çıkmıştır?

Erksan’ın su mülkiyetine odaklanmasının mühim sebeplerinden biri, o yıllarda var olan su ile ilgili kanundur. Bu kanuna göre Türkiye’de göller, karasuları ve akarsular kamunun; yalnız kaynaklar kimin tapulu arazisinden çıkıyorsa onun malıdır.

Filmin yönetmeni Metin Erksan ağalık, adalet, toprak ve su mülkiyetini çok güzel bir şekilde anlatmış. Filme baktığımız zaman yıllar önce su ve toprak için söylenen mülkiyet kavramı çok da değişmiş durumda değildir. Toprak ağalığı yerine şimdiki sistem de de modern patronlar var. Irgatlar yerine modern köleler var plazalarda patrona kazandırmak için üç kuruşa sömürülen beyaz yakalar var. Fabrikalarda patronuna kazandırmak için mesaiye kalan belki ailesinin yüzünü göremeyen işçiler var. Fabrikada ölümü pahasına çalışıp patrona kazandırırken ürettiği şeyi maaşıyla alamayan milyonlarca modern köle, ırgat adına ne söylerseniz işte.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazile Akarsu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.