BEN ALAYLIYIM

HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İnsan hayatının en önemli evresi çalışma evresidir. Bütün programlar bunun için yapılır, insanlar bunun için okullar açılarak eğitilir. Çalışmaktan amaç, günlük ihtiyaçları karşılamak, çalışamaz yaşlara gelindiğinde bir gelir akışı sağlamaktır. İş sahibi olmak amacıyla ne çok çabalarız. Bütün yakınlarımız iş ve işçi bulma kurumu kesilirler. Herkes ya bir yere çırak olmaya yönlendirir bizi, ya da bir iş konusunda yeterli seviyedeysek bize iş bulurlar. Bir iş sahibi olmam için rahmetli babam bana saat tamirciliğini uygun bulmuştu. O dönemler saat tamirciliği makbul mesleklerdendi. Mahalle bakkalımızın oğlu saat tamircisiydi. Evinin bodrumunda bir odayı iş yeri yapmıştı. Babam babasıyla konuşmuş, saat tamir ustası oğlu kabul etmişti. İlk gün sabah sekiz otuzda oraya gittim. Yan taraftaki odada aynı zamanda arkadaşım olan kardeşi trikotaj makinesiyle tüccara kazak örüyordu. Ustam olacak ağabeyi henüz uyanmamış, beni iş yaptığı odasına çağırmıştı. Saat on oldu uyanmadı, on iki oldu uyanmış ama henüz afyonu patlamamış, saat on dört oldu sabah kahvaltısını yapmaya başlamıştı. Aylardan Kasımdı, günler çok kısaydı. Çağrılmazsam gün boşa geçecekti. Çağrıldığımda hava neredeyse kararacaktı. İlk ders ustam olacak kişinin deyişiyle “saati bozma” dersiydi. Aslında bu saati sökme, parçalarına ayırma işiydi. Bazı parçaları “Kadran, Kasa, Zemberek, Maşa” diyerek tanıtmış ve onları içi gaz dolu bir kutuya “atmamı” istemişti. O günkü ders verme işine bu kadarla yetindi. Ertesi gün erken gelmem istendi. Gittim!.. gene yan odada, kardeşinin yanında onu beklemeye başladım. Ne zaman uyandı, ne zaman kahvaltı yaptı, hiç anlamadım. Akşam oldu gün boşa geçti. Ertesi günde, diğer iki günde.. babamın saatçi olmam çabası boş çıkmıştı. Kardeşi olan arkadaşımla da aram açılmıştı. Aradan yıllar, yıllar geçti. Kardeşim Şişli Siyasal’ı bitirmiş, henüz iş bulamamıştı. Adapazarı’nda ziraat mühendisi, mimar, müzisyen, televizyon tamircisi, ayakkabıcı gibi birçok meslekten kalabalık bir arkadaş grubu vardı. Televizyon tamircisi arkadaşı Salko Camii’nin orda bir şube açmış, oraya çocuk yaşlarda sayılacak yeğenini koymuş, gelecek işleri kaçırmamak için güven verici yaşta birini yanına vermek istemiş, aklına kardeşimin anlattıklarıyla tanıdığı ben gelmişim. Oraya da sabah onda gittim. Yeğeni dükkânı açmış, önünü sulamış süpürmüş, eline havyayı almış bir radyonun direncini değiştiriyordu. Daha televizyona terfi etmemişmiş. O gün hiç iş gelmedi. Ertesi gün inşaat işçisi biri bozuk olduğunu söylediği, o zamanlar çok meşhur transistörlü Standart marka cep radyosunu getirdi, o kadar. İki hafta ara sıra patronun uğramaları dışında kimse gelmedi. Can sıkıntısından işi öğreneyim dedim. Yeğen bana parçaları ve taşıdığı renklerin değerlerini, sayıların anlamlarını gösterdi. O değerlere göre bir işlem yapmam için elime havyayı verdi, bir parçayı değerlerini okuyarak aynı değerdeki sağlam parçayla değiştirmemi istedi. Ne yaptım biliyor musunuz? Elimi yaktım. Diğer günler başkada bir şey olmadı. Sinekleri kovaladık durduk. İşler beklediği gibi gitmeyince patron benden vaz geçti. Bu işte böyle bitti. Gazetelerin hafta sonu eklerinde karakter tahlili, burç özellikleri, sayıların anlamı, iskambil falı gibi yazıları kesip defterime yapıştırdım. Karakter tahlilinde önden görünümlü bir fotoğraf, ad ve soyadıyla, doğum tarihini yazılı olarak istiyordum. Bunları burçların özellikleriyle karşılaştırıp harmanlıyor, ardından iskambil falı fantezisi ile işi bitiriyordum. Eğlenceden başka bir şey olarak görmüyordum bu işi. Bir iki denemeden sonra iyi sonuçlar alınca tanıdıklarıma bunları uyguladım. Mahallemden bir hanımı uzun zaman görmemiştim. Onun adına aklımda kalan yüz şekline, ad ve soyadıyla doğum tarihini katarak tahlili yaptım. Üstüne falı da ekledim. Falda bir hırsızlığa uğrayacağı çıktı. Tesadüf bu ya bir iki hafta sonra o hanım bir arkadaşıyla babasına geldi. Arkadaşı benle selamlaştı. Bende bir fırsat bulunca falda çıkan bu hırsızlıktan söz ettim. Arkadaşı şaşırdı, o şaşırınca ben ondan daha çok şaşırdım. Çünkü fal tutmuştu. O işin benim işim olmaması için o gün bu eğlenceden vazgeçtim. Yazıyla ilişkim şiirle başlamıştı. Daha sonra nesir yazmayı denedim. Anadolu Gazetesi bizim mahallenin girişi olan Büyük Geçitte matbaa ve idare binası inşa etmişti. Sahibi Sayın Adnan Uyumaz Bey’in özel şoförü mahalle komşumdu, bir ara sokağımda da oturarak daha yakın komşum olmuştu. Onun önermesiyle gazeteye yazmaya başladım. Talihsiz olaydan sonra gazete kapandı. Bunun üzerine iki bin on üç yılında Adapazarı Akşam Haberleri gazetemize geçtim. Gazeteye yazdığımı öğrenen herkes ücret alıp almadığımı merak ediyordu. Bir partiye bağlı bir tanıdık ücret almadığımı öğrenince kişilerin şikâyet ve dileklerini o kişilerden bir ücret alarak yazsana dedi. Ben kalemimi satmam ve kimsenin esiri olmam diyerek öneriye karşı geldim. Bu arada yazıyla ilişkim nedeniyle madde bağımlılarının gördükleri tedavi sonunda yazmaları istenen iyileştiklerini belirtir mektupları hatırı sayılır bir ücret karşılığı yazmam istendi. Düşünmeden reddettim. İçlerinden birinin işleyebileceği suçla bir masumun zarar görmesini göz ardı edemezdim. On iki yaşından beri kimi çalgıları denemiş ve hiç kimseden yardım almadan onları çalmayı başarmıştım. Mandolin, gitar, blok flüt, ağız armonikası bunların arasındaydı. Otuz yaşında tuşlu çalgılardan orga geçtim. O benim profesyonel müzisyen olmamı sağlayan çalgım oldu. Ana çalgımla yirmi altı yıl müzisyenlik yaptım. Orkestradan bir arkadaşım ünlü müzisyen Orhan Ötenel’le (kardeşi ünlü cazcı Tuna Ötenel’di) tanışıyordu. Bana ders vermesi konusunda ikna etmiş, derslere provalar yaptığımız dükkânımızda bin dokuz yüz seksen sekiz yılında başlamıştık. İki hafta geçmemişti ki böbreklerimden rahatsızlandım. En sonunda böbreğimden birini aldırmaya giden iki yıl içinde rahmetli Orhan Ötenel’le ilişkimiz koptu. Müzisyenliğim iki bin on iki yılına kadar sürdü ama istediğim müzik eğitimine sahip olamadım. Kısaca ben okullu olmayanlardanım, yani uğraş verdiğim işin ve bazı işlerin alaylısıyım. Aslına bakarsanız alaylı bile denemez. Çünkü bir ustadan yeterince ders almadım. Bütün işlerim meraklı düzeyinde kaldı. Müzik hariç!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aydın Göle - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.