8. haftaya kadar gelebilmiştik beraberce.

O haftayı da geçirebilseydik şayet,

Embriyodan fetüse olan yolculuğumuzu gerçekleştirebilecektik birlikte.

8. hafta içerisinde,

Yaklaşık 1 cm olmuş,

Bacaklarımızı,

Perdeli ellerimizi,

Burun,

Göz kapakları ve sırtımızı geliştirmiş olacaktık.

Olmadı...

Minicik kalbi atmadığı için,

Daha hiç buluşamadan yavrumla,

Birbirimizi sadece içten içe hissederek yaşadığımız birlikteliğe,

Kürtajla son verecekti doktorumuz.

Bunu duyduğumda,

Yaşadığım hisleri anlatabilmem,

Tarif edebilmem mümkün değil.

O kadar kendimden geçmiş gibiydim ki,

Doktordan çıkıp minübüse binerken,

Kafamı kapıya çarptığım anda,

Yaşadığım acı ile bi kendine gelebilmiş,

Nerede olduğumu algılayabilmiştim tekrar ancak.

....

Uzun bir geceydi o gece.

Çok çok uzun ve sessiz bir gece.

Aslında sessizliğin sebebi,

Sadece içime içime haykırabilmemdi tüm gece.

O gün,

İç sesim duyuluyor olabilseydi şayet,

Dünyanın öbür ucu şahitlik ederdi içimdeki yangının büyüklüğüne.

İçime akan göz yaşlarımı salabilseydim şöyle orta yere,

Yağmura yağmur,

Sele sel diyemezdi bir daha kimse.

İşte öylesine uzun,

Öylesine sessiz bir geceydi benim için o gece.

....

Ertesi gün,

O koltuğa oturduğumda,

Sanki sadece içimdeki yavrumu değil de,

Onun adına her şeyimi bırakacakmışım gibi geliyordu bana orada.

Sevinçlerimi,

Heyecanlarımı,

Korkularımı,

Endişelerimi,

Kaygılarımı,

Umutlarımı,

Hayallerimi...

O güne kadar hissettiğim ve onunla birlikte hissedebileceğim tüm duygularımı bırakacaktım.

....

Anestezinin etkisi geçip de yavaş yavaş uyandığımda,

Biraz sersemlemiş bir halde,

Gözlerim yarı açık yarı kapalı vaziyette,

Elim karnımda,

İçimdeki boşlukta dolana dolana onu arıyordum;

'YAVRUM...

YAVRUUM GİTTİ Mİ ARTIK!!!' diye ağlaya ağlaya.

....

Neden anlattım şimdi tüm bunları ben değil mi!

Herkesin kendince büyük büyük acıları var ya da olmuştur elbet.

Ama geçtiğimiz günlerde,

Gazetede arka arkaya gencecik evlatlarımızın ölüm haberlerini okuduğumda,

Gözlerimle buluşan her satırın arasında ayrı boğuldum,

Okurken, telefon ekranıma düşen gözyaşlarımı silmekten yoruldum resmen.

....

Ben,

Hiç göremediğim,

Gözlerine bile bakamadığım,

Ellerini hiç tutamadığım,

Gülücüklerine şahit olamadığım,

İçimde kıpırtılarını dahi hissemediğim yavrum için bile o kadar acı çekmiş,

Üzülmüş,

"GİTTİ" diye kahrolmuşken...

Dünyaya gelmiş çocuklarını,

Gencecik evlatlarını kaybedenleri düşündükçe...

Allah' ım,

İçimdeki yangını söndürmeye yetmiyor hiçbir şey.

....

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Enes Kara' nın intihar haberini okuduğumda,

Yavrumuzun ölmeden önce dile getirdiği,

"İçinde bulunduğum durumdan tüm yaşama hevesimi, sevincimi kaybettim”

cümleleri ile sevinçlerim dizildi boğazıma bir bir ve yutkunamadım bile.

Gencecik bir yavrunun,

Yaşama hevesini, sevincini yüreğinden alacak kadar umutsuz bırakmışız onu demek ki.

Kahroldum;

Çaresizliğine,

Mecburiyetine,

Kimsesizliğine,

Sahip çıkılamamasına,

Dinlenilmemesine,

Dertlenip dertlenip işin içinden çıkamamasına,

Her birine ayrı ayrı kohroldum.

....

Ardından,

İstanbul Tuzla' da,

Avukat kızımızın eski nişanlısı tarafından silahla vurularak öldürüldüğü haberiyle daha da bi sarsıldım.

Haber içerisinde geçen ve katil tarafından daha önce avukat kızımıza gönderilmiş olan bir mesajdaki,

"...Kendi kanınla sana duş aldıracağım...." cümlesiyle kan beynime sıçradı ve kanımın her damlasında öfke patlaması oldu resmen.

Yahu,

Biz evlatçıklarımızı hiç mi koruyamayacağız kötülüklerden,

Kötülerden,

Canilerden,

Katillerden,

Psikopatlardan,

Sapıklardan,

Sapkınlardan,

Kendini bi halt sanan akıl fikir  yoksunlarından,

Beynine oksijen gitmeyen düşünce fakirlerinden hiç mi koruyamayacağız yavrularımızı!!!

Şimdi oturup o güzel evlada ayrı yanmalı,

O güzel evladı o yaşa kadar yaşamış,

Emekle bugünlere getirmiş,

Sonra da evlat acısıyla yüreği dağlanmış ana babasına ayrı,

Ha unutmadan tabi bir de,

Adaletin susturulmuş vicdanının ülkeyi getirdiği noktaya apayrı!!!

....

Şu da iyi biline ki;

Hayallerini yıktığımız,

Umudunu,

Yaşama sevincini yok ettiğimiz,

Bir sapkından,

Bir sapıktan,

Bir caniden koruyamadığımız,

Öyle ya da böyle,

Yitip gitmelerine göz yumduğumuz tüm çocuklarımızın,

Genç yavrularımızın,

Evlatçıklarımızın vebali hepimizin boynunda.

Ayrıca,

Kaç anacığın,

Kaç babacığın,

Kaç uzun ve sessiz gecesine şahitlik ettik, ediyoruz ve edeceğiz sessiz sessiz kim bilir daha!!!

Of ki ne of!..

....

'Öfkemin,

Öfkelerimizin adresleri o kadar belli, ortada ve ortak ki.

Öfkelerimizin adreslerinin susmuş, susturulmuş vicdanlarının artık dillenebilmesi dileğiyle...'

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6