HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Her durumda denklik, biçimsel ve sayısal olarak aynılık eşitlik olarak görülse bile sağladığı fayda yönünden işe yaramayabilir. Bu durumda son sözü adalet söyler. Çünkü adalet verimli eşitliği sağlamak için vardır. Adalet engelliye, yaşlıya, kadına, çocuğa, yoksula olumlu ayrıcalıkla davrandığı zaman, eşitlik sağlanmış olur. Adalet varsa eşitlik vardır. Hemen belirtmek gerekir ki, yaşadığımız dünyayı yaşanır kılmanın şartı her canlıya eşit ve adil davranmaktır. Kurduğumuz şehirler bunun tam tersinin olduğunu gösteriyor ne yazık ki. Ayrıca adalet alınır satılır bir şey olmamalıdır. Eğilip bükülerek, kılıfına uydurularak güveni sarsmamalıdır. Eğer alınır satılır, hatır gönül ilişkili bir adalet olursa varsılların, üstünlerin egemenliği söz konusu olur ki, bu toplumsal düzenin sonu demektir.

Geçen bölümde başladığımız hikâye son söylediklerimi destekler nitelikte. Hatırlarsanız genç bir adama babasından iki kese altın kalmıştı. Babası bir kesesini oğlunun kullanımına bırakmış, ikinci keseyi en büyük eşkıyaya vermesini öğütlemişti. Genç adam her gittiği eşkıyadan daha büyük eşkıyanın olduğunu öğrenmiş, son eşkıya onu kadıya göndermişti. Kaldığımız yerden devam edelim.

*

Kadı efendi zemberekten boşalır gibi yerinden fırlamış:

- Vay ahlaksız, müfteri eşkıya! Hakkımızda neler demiş. Be hey Allah’tan korkmaz kul, sen ne yüzle bana haram para teklif edersin! Simdi yatırayım mı seni kırbaç altına?

Genç çocuk ağlamaya başlamış:

- Efendim ben de anlatılanlara uydum. Aylardır evimden uzağım, artık gezmekten usandım, yoruldum. Hani şöyle kitaba bir baksanız da bu işin bir hal yolunu bulsanız.

Kadı efendi, kara kaplıyı açıp sakalını sıvazlamış:

- İmdii, bir din ve devlet temsilcisinin böyle açıktan para kabul etmesi hem kanun-u âli’ye hem de Allah rızasına münasip olmayıp, alan da veren de bu âlemde ve mahşerde suçlu durumuna düşer. Lakiiin, eğer aramızda bir ticari akit tanzim eder ve dahi sen bana bu bir kese altını bir alışveriş neticesinde takdim eyler isen, ben dahi bunu senden bir hizmet karşılığı alır isem, Şer’an caiz olup başkaca bir işlem yapılması gerekmez. Yani, kısacası, ben bu altınlar karşılığı sana bir şey satacağım.

- Ne satacaksınız efendim?

Kadı efendi, elini uzatıp pencerenin dışını göstermiş.

- Bak bu dışardaki bahçe ve civarındaki cümle arazi bana aittir. Simdi, ne görüyorsun bu arazinin üzerinde ?

- Kar, her yeri bembeyaz kar kaplamış.

- Pek guzeeel, işte ben bu arazideki karları sana satacağım, sen de bir kese altın karşılığı aldığını beyan eder bir belge imzalayacaksın, böylece alışveriş tamam olacak.

Altınlardan bir an önce kurtulmak isteyen genç çocuk, “efendim aklınızla bin yaşayın” deyip teklifi kabul etmiş, derhal bir mukavele düzenlemişler, imzalar atılmış. Altın kesesini kadı efendiye teslim eden çocuk, huzur içinde oradan ayrılmış. Memlekete gitmeden önce bir handa geceleyip hem karnını doyurmayı hem de biraz dinlenmeyi münasip görmüş.

Handa horul horul uyurken, sabaha karsı kadının emrindeki zaptiyeler kapıyı yumruklamışlar.

- Kalk hele, kadı efendi seni görmek ister, davası varmış!

Genç çocuk, ne davası ola ki dediyse de yaka paça oturup kadının huzuruna çıkarmışlar. Bir de bakmış ki, kadı efendi hiddet içinde. Sinirinden sakalı titremekte, gözleri kıpkırmızı, insani delecek gibi bakmakta. Daha, selamünaleyküm diyemeden kadı efendi bağırmış:

- Be hey utanmaz, arlanmaz, eşkıya kılıklı işgalci. Bre biz seninle dün aksam arazimdeki karları satın aldığına dair mukavele imzalamadık mı?

- İmzaladık kadı efendi, ben de karşılığını size takdim ettim.

- Sus! Bak bakayım dışarıya, ne var arazimin üzerinde?

- Ne olacak, kar var ... tıpkı dünkü gibi.

- Mel'un hala konuşuyor! Dün sen bu karları benden satın almadın mı? O halde senin karların ne hakla benim arazimi işgal ederler? Simdi bu işgal kanun dairesine ve de hak rızasına uygun mudur? Derhal kaldır o karları benim arazimden, yoksa, vallahi acımam, seni işgalcilikten hapse attırırım!

- Aman efendim, dönümler dolusu karı ben nasıl kaldırayım? Gücüm yetmez, karda kışta ölür kalırım.

- Onu, arazimi işgal etmeden önce düşünseydin! Vallahi yapacağım gereğini.

Çocukcağız yine yalvarmış.

- Efendim, ocağınıza düştüm, yok mudur bu işin de kitaba uygun bir hal yolu?

Kadı, kara kaplıyı tekrar açmış, bir müddet mırıldanarak okuduktan sonra:

- Vardır! imdiiii arazi sahibi ve davacı olan ben ile, davalı sıfatı ile sen arasında, arazimi işgal bedeli karşılığında, benim de rızam ile bir kese altın karşılığı işbu karları burada tutmaya iznim olduğunu belirtir bir mukavele imzalarsak, bu husus nizama uygun bir şekilde halle kavuşur. Yanii, sen bana öbür kese altını da işgaliye bedeli olarak vereceksin.

Bizim genç çocuk öbür kese altını da vermiş, gereken evrakları imzalamış, konaktan çıkıp temiz havaya kavuştuğunda, dağlara bakıp konuşmuş:

- Hey gidi yedi dağın eşkıyası! Sen haklı çıktın. Daha büyük eşkıyalar da varmış. Senin açık açık yaptığın eşkıyalık, bunların kanunla yaptığı eşkıyalığın yanında nedir ki..

SON

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6