Gündelik hayatımızda çok şey yaşıyoruz, birçok şeye kafayı takıyor, bazen de hiç konu olmaması gereken şeye üzülüyoruz.

Peki, beni en çok ne üzer? Neyi yaşamadığıma şükrederim?

Şöyle bakıyorum, düşünüyorum da bazen korkuyorum.

Mesela, bir ağabeyim olsa. Tüm Dünya’da çok sevilse, sayılsa. Bu ağabeyim de beni korusa kollasa, makam bahşetse. Sonra benim arkamdan, “Ağabeyinin hatırına buna saygı gösteriyoruz. Allah geçinden versin ağabeyine bir şey olsa onun bu şehirde bir itibarı kalmaz” diye konuşulsa çok üzülürüm. Hele de bunu yıllarca beraber yol yürüdüğüm insanlar söylese…

**

Yol yürüdüğüm insanlar derken; beraber yıllarca omuz omuza yürüdüğüm 15 dostumla bir gece dost meclisinde koordine olsam ve onları bir düşmanım hakkında uyarsam, sonra da 15 dostumun 10’u ertesi gün düşmanımla istişare etse çok üzülürüm. Kahrolurum…

**

Olduğum şehirde birçok dostumu birleştirip bir yatırıma ikna etsem, hatır-gönül yüksek meblalar ile bir işin içine soksam ve o iş uzun süre geçmesine rağmen rayına oturmasa, sektörde yer edinemese dostlarıma karşı mahcup olur çok üzülürüm…

**

Bir devlet görevlisi, bir memur benim işimi yapmadığı için görevden alınsa –haklı olsam dahi- üzülürüm. Ensflasyon, döviz, hayat pahalılığı vs. almış başını giderken birine sırf benim işimi görmedi diye hayatını etkileyecek zarar vermekten üzülürüm, utanırım, sıkılırım.

**

Edebiyata yeteneğim olduğunu düşünsem, Osmanlı tarihi hakkında mürekkep yalamışlığım olsa ve Yavuz Sultan Selim’in,

“Sanma şahım herkesi, sen sadıkane yar olur.
Herkesi sen dost mu sandın? Belki ol ağyar olur.
Sadıkane belki ol, alem de serdar olur.
Yâr olur, ağyar olur, serdar olur, dildar olur”

Dizelerini bilip de hayatımda ona göre davranamazsam üzülürüm. Yaşadıklarım, biriktirdiklerim velhasıl tecrübem var. Göz göre göre o yolda gitmiyorum. Benim için çok üzücü olur…

**

Şehirde gazeteci arkadaşlarım olsa mesela. Onlarla arada istişare edip dost olsam. Çok güvendiğim gazeteci arkadaşlarımın benim makam ve mevkiimin biteceği gün bana yüz çevireceğini öğrensem ve arkamdan konuştuklarını duysam çok çok üzülürüm.

**

Ülkenin geleceği olan gençlerle uğraşsam, ayaklarının altına taş koysam çok üzülürüm. Babalarının güncel hayatta güzel bir makamı, mevkisi olmadığı için üniversiteden mezun olduğu gibi teknolojik yerlerde hemen iş bulamayacak gençlerle uğraşsam üzülürüm en çok da…

**

Saçımın, sakalımın beyazlamasına üzülürüm. Gerçi son 2-3 ayda eskiden 1-2 tel olan beyazlar özellikle sakalımda bayağı çoğaldı.

Ama vazgeçtim ya…

Buna üzülmem sanırım. Etrafımda bu olayı çok güzel kamufle eden tanıdıklarım var. Vazgeçtim, buna üzülmem. Sakalımdaki, saçımdaki beyazı görüp bu dünyadan da bir gün göçeceğimi hatırlamak yerine kamufle ederim galiba…

**

Şuan yazının bu kısmında derin bir nefes alıp şükrettim. İyi ki bu tarz dertlere ne ben sahibim ne de tanıdığım herhangi bir insan. Benimkiler bunların yanında dert değil…

 Böyle bir hayatım olmadığına şükürler olsun. Allah kimseye de böyle dertler nasip etmesin.

**

Neyse kapatalım bu konuyu.

**

Yazının şimdiye kadarki kısmından bağımsız, farklı bir şeyden daha bahsetmek istiyorum.

Yaz aylarının sona ermesine rağmen etraftaki sinekler hala bitmedi. Etraf kan emici sinekten geçilmiyor. Oradan oraya atlayıp kan emmekten başka bir şey yaptıkları yok. Ama bir endişem de yok.

Çünkü biliyorum ki;

“Sineği on parmağımın biriyle ezerim,  ben bir tek bir benle on adet onlardan ederim”

Kalın sağlıcakla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6