Size bir kitaptan bahsedeceğim; Damızlık Kızın Öyküsü. Kanadalı yazar Margaret Atwood’un kişiliğinden anlayabileceğimiz gibi bolca feminizm barındıran bir kitap. Hikaye bir distopyada geçiyor.

Şimdi kitabı kısaca özetleyelim. Hikayenin ana karakteri ve arkadaşı olağan bir şekilde işlerine giderken birden saldırıya uğruyorlar. Sadece onlar değil, bütün kadınlar. İşte tam da burada başlıyor her şey. Yazar Atwood, geleceği mi öngörmüş yoksa bir çeşit hayal dünyasını mı gözler önüne sermiş bilemiyoruz ama bu kitapta gerçekler tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Distopyanın o bildiğimiz tekinsizliğinin yanı sıra, umut kavramının da çok az şey ifade ettiği bu hikayede kadınlar birer meta unsuru olarak kullanılıyor.

DAMIZLIK KIZ NEDİR?

Damızlık kız; doğurabilen ve çocuk sahibi olamayan karı-kocanın doğum makinesi olan bir unsur. Bu distopik dünyada damızlık kızlar kırmızı, bir eşe sahip olanlar mavi, daha evlenmemiş olanlar beyaz, aşçılar ve temizlikçiler ise yeşil giysiler giyiyor. Sevgili okuyucu, bırakalım süslü cümleleri. Bu hikayede damızlık kız, tecavüz edilen kadınlara deniyor. Yani kısacası, bu distopik dünyada tecavüz etmek bir suç değil, aksine bir kural.

Şimdi günümüze bir dönelim bakalım. Kadının erkek kişisi tarafından sürekli sıfatlandırıldığı bir dönem. Günaydın, doğuramayan kadınlara da YARIM KADIN deniyor. Bu durumda doğurabilen o kutsal göreve sahip kadınlarımız ise TAM KADIN oluyor. Huhu, uyandınız mı?

MUHTEMEL GELECEK

Zaman hızla akıp geçiyor. Belki bundan bir on sene sonra hormonlar bir yana, çevresel faktörler çerçevesinde iklim değişikliği, küresel ısınma, hava kirliliği, içeriği temiz olmayan gıdalar ve radyasyon gibi unsurlar yüzünden çoğumuz kısır kalacağız. Damızlık Kızın Öyküsü’nde de tam da bunu ele alıyor yazarımız. Hikayede de radyasyondan dolayı çoğu kadının kısır kalmasından dolayı kaynaklanıyor bu sosyal açlık. Bu yüzden diyorum, geleceği öngörmüş olabilir diye. Ki sevgili kadınlarımızın tarih boyunca yerini gözlemlediğimizde ve günümüze baktığımızda bu durumun gerçekleşmesi çok muhtemel. 

Bir de şu var tabi; “Annelik kutsaldır, cennet annelerin ayakları altındadır”. Hayır efendim, annelik kutsal değil, insan olabilmek kutsaldır. Cennet annelerin değil iyi insanların ayakları altındadır. Bu sözler kadınları anne olmaya itme, anne olmayı kutsallık olarak nitelendiren ‘Evinin kadını’ olmaya iten bir dizi sözden ibaret. Eğri oturalım düz konuşalım, bir şeyler ters gitmediği takdir de herkes anne olabilir. Kadın, anne olduğu için değil KADIN olduğu için kutsaldır. Elbette, bir çocuk yetiştirmek çok değerli. Ancak bunun değerli olmasının sebebi de geleceğe iyi bir insan katabilmektir.

SADECE KADIN

Diyeceğim o ki; bizim kanımızda zayıf olmak yok. Bizleri zayıf durumuna getiren toplum, toplum ve yine TOPLUM. Bu muhtemel geleceğe dur demek, bizim elimizde olmakla beraber içinde olduğumuz düzeninde elinde. O halde biraz moreliniz bozulabilir, bütün yükü omuzlarınıza bindirmek zorunda kalabilirsiniz. Sevgili kadınlar, biz yarım değil tam hiç değil, SADECE KADINIZ. Bunu unutmayınız, sevgi ve huzurla kalın...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6