Çok güzel şarkılarımız var, alıp diyar diyar gezdiriyorlar bizi; olmadık zamanda olmadık düşünceler getirip aklımıza, en tatlı hayallerin kucağına atıveriyorlar.
Adını koyamadığımız nice duygu...Arapsaçı gibi birbirine giren, birbirinin içinden çıkamayan...Belki o yüzden gülerken ağlamaya dönüveriyor kahkahalarımız ya da ağlayıp dururken bir anda gülmeye başlamamız. Nefretle sevginin birbirini beslediği, nice nefretin aşkı doğurduğu da söylenir. Pek çok duygumuz zıtlıkları ile tamam oluyor çoğu zaman. İçinde hüzün barındırmayan mutluluk tanımadım ben. Sahip olma duygusunun getirdiği yitirme endişesi gibi.

Bu sabah bir Erol Evgin şarkısı dinledim, daha genç olduğum zamanların unutulmaz şarkılarından birini. O yumuşacık ses mi, şarkıcının gözümün önüne gelen naif duruşu mu, sözler mi, bir anda geçmiş yıllara yaptığım yolculuk mu yoksa içimde hiç bitmeyen duygu seli mi bilmiyorum ama duygulara ad koyma noktasında zorladı beni.
Çoğu zaman isteklerimiz, beklentilerimiz, hedeflerimiz şaşmıyor mu? Bir zamanlar yalvar yakar istediklerimizi hatırlayıp, yıllar sonra iyi ki olmadı diye şükrettiğimiz olmuyor mu? Yaptığımız duayı yarıda kesip bir kez daha düşündüğümüz, bunu gerçekten istiyor muyum diye kendimize sorduğumuz olmuyor mu? Ya da o duanın gerçek olması için nelerin değişeceğini, bunlara hazır olup olmadığımızı, sonuçtan memnun kalıp kalmayacağımızı düşündüğümüz olmuyor mu? Hayattaki alma-verme arasındaki dengeyi gördüğümüzde daha mantıklı dualar etmeyi, hatta bazen hiç bir şey istemeyip hadi hayırlısı demeyi seçmiyor muyuz?

Seni düşündüm dün akşam yine/ sonsuz bir umut doğdu içime/ bir de kendimi düşündüm sonra/ bir garip duygu çöktü omzuma.
Hani ıssız bir yoldan geçerken/ hani bir korku duyar da insan/ hani bir şarkı söyler içinden/ işte öyle bir şey.

İçimizde kök salan nice umudu susuz bırakmadık mı? Olmazsa olmazımız o terazi değil mi bunlara sebep? Belki de kefeler kusurlu, dara yanlış alınmış veya teraziye bakan, adam kayırıyor. Belki de terazi gereksiz bir icat. Ne çok bahane üretebiliriz kendimizi haklı çıkarmak için. Yine de isteriz ki doğru yapan olalım. Yoldan çıkmaktansa yolu kendimize uyduralım. Umudun yaşamayacağına dair şüphelerimiz varsa bir anlık mutluluk dönmez mi o garip mahzunluğa.
Nice korkumuzu bastırmak için konuştuk belki de bağıra bağıra veya hızlı hızlı. Arada nefes almayalım ki düşünecek zaman olmasın, bağıralım ki iç sesimiz duyulmasın. Kaç defa ağzımızdan çıkan sözü infaz etti kalbimiz. Kaç defa yalnızlığı bastırmak için muhtaç olduk laf kalabalığına, şarkılara...

Hani yıldızlar yanıp sönerken/ hani bir yıldız kayar da insan/ hani bir telaş duyar ya birden/ işte öyle bir şey.

Yıldızların kayması, güneşin batması, çiçeklerin solması...ne çok sebep buluruz hüzne. Ayrılıklar ölümdür. Giden her şey ya gelmezse endişesi yaşatır. Alıp saramadıklarımız bile ...ah işte tam burada bir söz olmalı, duygularıma ad olacak. Tek kelime söylemeliyim ama siz sayfalar dolusu yazıp anlatmışım gibi anlamalısınız.

Bakın ne güzel isimler koymuşlar bazı duygulara.
Jouska: kendi kafanızda canlandırdığınız hayali konuşma.
Opia:aynı anda sizi hem savunmasız, hem de saldırıya açık hissettiren birinin gözüne baktığınızda oluşan belli belirsiz ciddiyet.
Enouement: geleceğe vardığınızda işlerin yoluna girdiğini görmek, ve geçmişteki sizi anlatamamaktan kaynaklı tatlı bir burukluk.
Şimdi şarkı sözlerine ve yazdıklarıma bakıp da bu sözler nasıl oluyor da böyle hissettirdi sana diye soracak olursanız eminim ki bu duygunun da bir adı vardır ama henüz konmamıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6