Bazı insanların, canlıların (bitki veya hayvan) mekanların beni çeken, tarif etmesini beceremediğim kendine özgü bir havası mı var demeliyim, kokusu veya sesi mi var bilemiyorum. Hipnoz olmuş gibi ona yürüyorum yaptığım işi , gideceğim yeri, söyleyeceğim sözü unutarak.

Yoldan bir kaç metre içeride bir dükkan. Kaç defa çağırdı beni yanına. Etrafında zeytin ağaçları var kocaman plastik kaplar içinde. Bir iki limon ağacı. Vitrinde kartonlara yazılmış birkaç aforizma, sanki burası bir bilgenin konağı. Rastgele atılmış çuvallar. Kabızlığa son, zayıflamak için gibi aktarlara özgü birkaç reklam . Zeytin ağaçları ile bağlam kuruyor acaba burada zirai mücadele ilaçları mı satılıyor diyorum. Çuvallarda gübre mi var acaba?

Sahibi bohem hayat yaşama niyetinde biri mi acaba diyorum. Dükkan kapısının yan tarafında iki tane eski çeyiz sandığı. Bir beceriksizlik var üzerimde, ne düşünsem tutarsız.

Aslında çok meraklı bir insan değilim. Karşısındaki insanı soru yağmuruna tutup iki dakikada yedi ceddini öğrenen insanlardan rahatsız olurum. Bazen isim bile sormam karşımdakine, bilirim öğrensem de az sonra unutacağımı. Hatta insanlara kendimce adlar koyarım. Diyelim ki yeğenim Oğuzhana benzettim sizi, aksini kanıtlayınca kadar sizin adınız Oğuzhan!

Bunca meraksız yanıma rağmen çağrıldığımda karşı koyamadığım böylesi durumlar olabiliyor işte. Birkaç yıl sonra nihayet dükkanın kapısını açık görüyor yavaşça birkaç adım atıyorum içeriye. Raf, askı, dolap olmaksızın üst üste yığılmış pek çok eşyanın orta yerinde iki bey, küçük bir masanın önünde, sandalyelere oturmuş sohbet ediyor. Selam verip soruyorum:

- Pardon çok değişik bir dükkan, çok merak ettim, burada ne satılıyor?

-Hiçbir şey

- Nasıl yani? Eee niçin bütün bu eşyalar, vitrin camındaki yazılar?

-Emanetçi burası.

- Yaaa, ilk defa gördüm böyle bir yer, çok ilginç. Bunları getirip bırakana para veriliyor, sonra adam aldığı parayı getirip öderse emanetini geri alıyor galiba.

-Evet

-Rehin bırakıyor diyebiliriz o halde

-Evet

- Ayyy korktum. Daha bu hafta Suç Ve Cezayı okudum. Romanda da insanlara, rehin bırakılan eşyalar karşılığında borç para veren bir kadın vardı, Raskolnikov öldürdü onu. Of ya ben de neler saçmalıyorum. Şaşırdım da ondan. Ben zannediyordum ki böyle şeyler romanlarda olur veya yabancılarda.

Şaşkınlıkla rehin bırakılan eşyalara bakıyorum; bir koli içine atılıvermiş avize dikkatimi çekiyor. Öyle çok eşya var ve öyle karışık ki her şey, bir şeyleri seçebilmek benim için zor.

- Satılıyor musunuz peki bunları?

-Yok, hayır, satılmıyor.

-Yaaa, dışarıdaki zeytin ağaçları da mı satılmıyor? ( onları gözüme kestirmiştim)

- Yok satılmıyor.

Sonra iki bey bana soru sormaya başlıyor;

- Nerelisiniz, niçin ilgilendiniz bu kadar?

- Hikayeler yazıyorum, burada ne çok hikaye vardır, keşke dinleme şansım olsaydı . Dükkan sahibi hanginizsiniz ?

- Biz misafiriz

- Onu ne zaman görebilirim?

- Buraya pek uğramaz .

Kapaksız bir karton kutudaki dört beş küflenmiş sucuk, on litrelik su şişelerindeki mısır taneleri, dört beş poşet dolusu mandalina gözüme takılanlar arasındaydı. Kim bunları rehin bırakır, karşılığında kaç kuruş alır, hangi işini görebilir? İnsanlar neler yaşıyor? Yalnızca siyanür kapıya dayanınca mı görüyor, duyuyoruz?

Birbiri ardına hücum ediyor aklıma, acılı hikayeler!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6