Hasta değildi. Durup durup kendisine hasta muamelesi yapılmasından rahatsızdı ama ağzını açıp tek laf söyleyemiyordu. Eline tutuşturulan bardaktan bir yudum su içti, yok yok su bile geçmiyordu boğazından; başını uzatıp bir kez daha baktı yanan ocağa.
    Tam yedinci günüydü çektiği ızdırabın. Rengi günden güne sararıp solmuş, iştahı kapanmış, konuşup anlatmaz olmuştu, gülüp söylemez. Oturduğu minder en yumuşağındandı, dayandığı yastık rahat; üşürsen üzerine örtersin diye dizlerine koydukları örtü yumuşacık. Bir kaç kez ellerini tutup nen var annecim, nasıl hissediyorsun, ağrıyan sızlayan yerin var mı, doktora gitsek mi diyen oğluna öfkeyle bakıp, yok bir şeyim demişti.
    Yedi gün pekmez yapılır mı diye söylendi kendi kendine. Koca bağın üzümünü pekmez yapmak da neyin nesiydi. "Ben de bağ yaptım yıllarca, böyle şey görmedim".
Ne bilsindi başına gelecekleri, tandır ocağı için toprak kazılırken, tuğlalar yerleştirilirken; saman ve toprak karılıp da ocak sıvanırken kendisi de pek bir heyecanlıydı. Severdi iş yapmayı. Şimdilerde yaşlılığın verdiği güçsüzlük olmasa, eli ayağı eskisi gibi iş görse kim tutabilirdi ki onu. O tandırı da kendisi kurar, üzümleri de kendisi yıkayıp paklar, çuvallara koyup suyunu da bir güzel ezer çıkarırdı alimallah ama yaşlılık onu bu çardak altına, bu tahta sedire, olup biteni seyretmeye mahkum etmişti.
Olsun demişti, bu günlerin de güzel bir yanı var. Yaşlısın deyip özen gösteriyor, prensesler gibi bakıyorlardı kendisine. Yorulmadan geliyordu sofralar önüne, o el sürmeden seriliyordu döşekler, yorganlar. İyi güzeldi her şey ama bu pekmez işi!
     Dolup dolup boşalan üzüm sandıkları, pekmez tavaları mutlu etmiyordu artık onu. Uzun saplı kevgirle savrulan pekmez köpüğü gibi savruluyordu sanki yerden yere. Kendisine neredeyse beş on metre uzaktaki tandırın tüm alevleri sanki yüzünü yalayıp yalayıp geçiyordu. Önüne konan altın renkli pekmezlerin kasesi dolu gelip yine dolu gidiyordu, eli varıp, canı çekip, bir yudum da boğazımdan geçsin demiyordu.
Kaç tane bakır tencere vermişti ateşe oturtulan tavayı almak için, kaç tane de eski plastik. Yetmemiş üzerine de para vermişti bilmem kaç lira. Evin alt katındaki duvara asmıştı ,kocasının sağlığında aldığı diğer salça tavasının yanına. Ne gerek vardı, niye aldın bunu, zaten vardı bizim tavamız diyen geline, "biri senin biri görümcenin, ben ölürsem kavga etmeyin tava için, o yüzden aldım" demişti.
     Odun kömür de koyduğu bu alt kat, istiyordu ki tertemiz olsun. Tavana çaktığı çivilere plastik, bakır kovalar dizmişti; salça zamanı, kiraz üzüm zamanı lazım olursa diye.
Gerçi ne bağ kalmıştı ne bahçe, satılıp gitmişti var olan üç beş dönüm yer. İyi olmuştu, pislik bari bitmişti. Neydi o günler. Ne iş güç biterdi ne dağınıklık. Oğlu da şu ağaç kesme motorunu verse birilerine içi rahat edecekti. İstiyordu ki fazladan tek çöp olmasın bu yerde. Hımm demişti görümcesi birinde, temizle temizle, misafirlerini belki burada ağırlasın. Aklınca dalga geçmişti fesat şey.
Ne de güzel tertemiz duruyordu iki kazan yan yana. Ne deyip de getirmişti gelin bu tavayı, bizde tava var deyip de. Ah çekip alamazdı ki milletin elinden. Aaa bu tava pek kocaman deyip de bir de ocağa oturtmazlar mı garibi.
Tam yedi gün dolup dolup boşaldı tavalar. Bir yanda toprakta mayalanan üzüm suları, bir yanda pekmeze dönmek için sıra bekleyen şıralar, bir yanda ezilmeyi bekleyen koca taneli, salkım salkım, pırıl pırıl üzümler.
      Bağ sahibi küpe giren bal kıvamlı, altın renkli pekmezin üstünü neredeyse öpe okşaya örterken, mutlulukla yorgunluk atarken o oturduğu yerde küçüldükçe küçüldü. Neşe ile kurulan, dolup dolup boşalan sofralara düşman oldu. Ateşte közlenen biberler gibi eriyip eriyip azaldı. Tüm işler bitti derken, tandır ocağı kırılıp tavası özgürlüğe kavuşurken az daha sabredemedi. Yıkanıp paklanan, tertemiz pırıl pırıl olan sevgili tavası onu bir kez daha göremedi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6