SON DAKİKA

Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi
reklam
Reyhan Çetin

KÜÇÜK BİR GÖÇ HİKAYESİ

KÜÇÜK BİR GÖÇ HİKAYESİ
Bu haber 13 Mart 2019 - 11:04 'de eklendi ve kez görüntülendi.

“Ne dersin kız Hatçe, yıkıp şu evi ocağı gidelim mi kasabaya?

Ben bu köye sığamaz oldum. Üstüme üstüme gelir dağlar, bayırlar. Topu temeli üç beş hane bura; onlar da kimi küs birbirine, kimi gizli gizli düşmanlık eder. Sanki mapustayım.

Zincirlemişler sanki elimi kolumu. Ne bir işin ucundan tutmak isterim ne iki söz etmek”.

“Ben ne bilirim bey, bu köyden gayri yer mi gördüm. Bir de babamın köyü vardı, bunun aynı…. Ama sen ayda bir de olsa gider, kasabadan güzel şeyler getirirsin. Askere gidip, memleket gördün. Trenlere, otobüslere indin bindin. Ben de bindim birinde otobüse, gittim şehre ama hastaydım çok. Bir hastane odasından, üç beş hasta ve yakınından başka adam mı gördüm. Bir de doktor beyim vardı, her gün gelip hala ateşi inmedi mi bu garibin deyip yüzüme kederli kederli bakan.

Gidelim beyim, gidelim. Sen varsan, ben korkmam hiç bir şeyden, yılmam çalışıp didinmekten. Yeter ki sen daralma, üzülme”.

Sattılar köyde babadan kalan toprağı, üçü beşi aramadan. Korkuyordu Mehmet, düşman sahibi olmaktan, belaya bulaşmaktan, üç beş kendini bilmeze uymaktan…

Kasabada üç dönüm bağ, bahçe içinde bir ev aldılar. Komşuları vardı güler yüzlü. Evin sıvası mı döküldü, sıvıyordu Mehmet, dam mı akıyordu, üç beş kiremitle iş tamam. Yeter ki keseri elinde olsun, bir avuç da çivisi. Cam kenarına sedir mi lazım, en alasından yapıyordu, yeter ki kesilmiş tahtaları olsun. Kuruluklar, samanlıklar, odunluklar yapılıyordu tek tek. Damsız, ineksiz buzasız ev olur muydu hiç. Üç beş tavuk yeter miydi evin bereketine?

Çorap mı lazım örüyordu Hatice, kazak mı lazım, örüyordu. Kireçle sıvıyordu odalarını mis gibi. Koyunların yününden içlikler, kazaklar, yastıklar, yorganlar… Yokluk da neydi ki insanın eli tuttuktan sonra. Kilim mi lazım dokuyordu güle oynaya.

Kış geceleri ne de uzundu. Dantelden perdeler örmeye de yetiyordu zaman, kanaviçe yastıklar işlemeye de. Hele de doğurduysa koyunu. Yavruladıysa ineği. Var mıydı üstüne başka mutluluk.

Neyi eksikti ki çoluk çocuğun. Yumurtanın en tazesi, sütün en kaymaklısı, çökeleğin en lezzetlisi sofralarındaydı. Üzüm pestilleri kehribar gibiydi maşallah. Küpler dolusuydu pekmezler, zeytinler, zeytinyağları. Hem zaten mis gibi yayılmış taze tereyağ varken, yayık ayranı varken insan başka aş arar mıydı.

Yediveren gülleri, ıhlamur ağaçları süslüyordu evini. Bundan gayri güzel koku mu vardı dünyada.

Hevenk hevenk üzümler asıyorlardı boş bir odanın tavanına.

Tavana çaktıkları iki çiviye bağladıkları iple bebek salıncağı gibi bir düzenek kurup, sıralıyorlardı kış boyu yetecek yufkayı.

Kurutulmuş mısırlar, komşu köyden hediye gelen kestaneler, bahçenin fındıkları, cevizleri. Sanki Hızır a.s geçmişti bağlarından, bahçelerinden, evlerinden.

Üç beş misafir gelse, şenlikli sofralar kurulsa, azalacağına çoğalıyordu küplere basılmış çökelek, salamura peynir, tuzlanmış tereyağ.

Köyden kasabaya gelip koca bir dünyaya sahip olmuşlardı; gün gelip dünyanın insanlara dar geleceğinden habersiz…

Sahip olduklarıyla mutluydular, yıllar sonra insanların böylesi güzelliklere hasret kalacağından habersiz…

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA