SON DAKİKA

Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi
reklam
Necati Mert

İNSAN BU, YAPAR

İNSAN BU, YAPAR
Bu haber 08 Ocak 2019 - 12:46 'de eklendi ve kez görüntülendi.

İzdivaç programlarında da rastlıyorduk ama RTÜK’ün yasağından sonra bunların yerine sunulan kayıp programlarında sık sık görür olduk: Kaybedenimiz, arayanımız meğer ne çokmuş.

Anne arıyor, baba arıyor; evlatlık olduğunu öğrenen çocuk, doğuran annesini, biyolojik babasını arıyor. Akşam doğurduğu oğlu için “topaç gibi” diyen doktordan ertesi sabah “öldü” haberini alan bile var anneler arasında. Kadıncağız satıldığını düşünüyor çocuğunun; doğumevi kayıtlarından böyle olup olmadığını bulmaya vermiş kendini.

Erkekler âlem! Çocukları annenin tekeline bırakmışlar, oh! keka! Oysa bir gecelik ilişkilerin çocukları için bile babanın yükümlülükleri var.

Karı koca geçinemiyor, nedeni yoksulluk; çocuklardan birini içerden bir aileye veriyorlar, ötekini de baba İncirlik’teki Amerikalı ailelerden birine galiba satıyor. Aslında çocuk satışı yasak, evlatlık almak, vermek de devletten habersiz olmaz. Yapmışlar. Kız var, evlatlık verildiğini öğrenmiş, annesine küs, o kadar ki yıllar sonra bile annesine sarılamıyor. Fakat o sıra Amerika’da bir kardeşi daha olduğu öğrenilip onun izi bulunduğunda gerçekleşiyor üçlü buluşma.

Çocukların, özellikle kız çocukların hemen hiçbiri anneyi haklı bulmuyor. Çoğu, “Anne, anne ise eğer, hangi yoksulluk ve yoksunluk içinde olursa olsun çocuğunu bırakmaz, evlatlık vermez” diyor. Anne olarak da doğuranı değil yetiştireni biliyor. Brecht’in oyunu Kafkas Tebeşir Dairesi’nde de çocuğa verilen emek belirler anneyi.

Çocukların böylesine kesin yargılarda bulunmaları, anne de olsalar, henüz yeterince deneyim kazanmadıklarını düşündürüyor. Deneyimli olan, “Ben de anneyim, gelirim de yetersiz ama çocuğumu bırakmam, onu ellere vermem” demez. Çünkü bilir ki bir insanın başına gelen her insanın başına gelebilir.

İzdivaç programlarının birinde, tesettürlü bir kadınla talibinin konuşmalarına rastladım. Adam Almanya’da çalışıyormuş. Geliri iyiymiş. Bir kere evlenmiş, boşanmış. Evliliği kısa sürmüş. Onca zamandır yalnız yaşıyormuş.

Kadının merakları: Neden boşanmış? Geçimsiz olan, hangisi imiş? İkinci evliliği düşünmekte neden gecikmiş? Hepsine uslu uslu cevap verdi adam. Fakat “Çocuk var mı, kaç tane?” sorusuyla tansiyon bir yükseldi, programın misafir kadınları da katıldılar mı tesettürlüden yana, bekliyoruz arbede çıkacak diye. Adamın bir kızı varmış, on dokuz, yirmi yaşlarındaymış; vay! bir yüklendiler adama: “On dokuz mu, yirmi mi, nasıl bilmezsin?” Adam kızın doğumuyla boşanmanın iç içe olduğunu, tarihini bilmediğini söyleyince aman bir ayıplandı, bir ayıplandı. Üstüne o zamandan beri zaten görüşmediklerini de söylemedi mi isyan büyüdü de büyüdü. İnsan kızını özlemez mi? Aramaz mı? Sen ne biçim babasın? Bu nasıl bir vicdan?

Yav, bu kadar gürültü niye? Elektrik alamadım, dersiniz olur biter! Hem, söyler misiniz, çocuk “tane” ile anlatılabilir bir nesne midir?

Erkeğe böylesine yüklenen kadınları haklı bulmuyorum, fakat galiba anlıyorum. Gördükleri şiddetle ödeşmek istiyorlar. Kadının kadına eleştirisini hiç mi hiç anlamıyor, hele ki şu hikâyedeki kadının başına gelenler başlarına gelirse kaç kadının anneliği giyinebileceğini merak ediyorum.

Polis, cami avlusunda bulunan iki günlük çocuğu avluya bakan güvenlik kameralarından iki kadının bıraktığını görür, kimliklerini tespit eder, araştırmayı başlatır. Kadınlardan biri on sekizini henüz doldurmuş genç bir kız, öteki de annesidir. Babalarını iki üç yıl önce kaybetmiş, yani kendi yağlarıyla kavrulan ana kız.

Yazları, babalarının sağlığında gittikleri gibi, Anadolu ücrasındaki dede evlerine gezmeye giderler. Fakat kızdan beş altı yaş büyük olan amcasının tecavüzüne uğrar kız. Kimseye söylemez, Eylül’de İstanbul’a döndüklerinde yaptırdığı testten hamile olduğunu anlar, bol elbiseler giyerek, karnını bağlayarak hamileliğini ancak sekiz ay gizleyebilir. Anne, olup biteni, kızının şişmeye başlayan ayaklarını göstermek için gittikleri doktorda öğrenir.

Dede evine gitmeyi, bebeği amcaya vermeyi düşünürler önce. Giderler de. Fakat cesaret edip köye giremezler. Getirdiklerini oradaki bir caminin avlusuna kundağıyla, battaniyesi ile bırakıp İstanbul’a dönerler.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA