9 Mayıs 2019:

Ünlü Komedyen Şahan Gökbakar, İstanbul seçimlerinin en hararetli tartışmalarının sürdüğü günlerde Ali İhsan Yavuz taklidi ile gündemde geniş yer aldı.

Ali İhsan Yavuz da Gökbakar’a esprili bir dille yanıt verdi.

13 Haziran 2020:

AK Parti Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz, katıldığı bir canlı yayında geçtiğimiz dönemlerde gazetemizde çıkan bir haberi öne sürerek; arızalı, kurgu ve kötü niyetli yakıştırması yapıyor. Sn. Yavuz ardından da Sakarya basınında kötü haberlerin işlendiği kadar güzelliklerin yer almadığını söylüyor.

**

Bu gelişmelerin ardından Yavuz’un önceden Şahan Gökbakar ile yaşadığı ikili diyaloglardan yola çıkarak ve oradaki hoşgörüden cesaret alarak tamamen ‘güzelliklerden’ oluşan bir gazete oluşturma fikri beliriyor gözümde. Bir çok done araştırıp kafamdakini yapıyorum… Yaparken de sürekli üniversiteden kalan ders kitaplarımı araştırıyorum. Söz sanatlarıdır, iletişim kuramlarının doğru kullanılmasıdır. Kuleşov etkisidir, şusudur busudur, bu işin ‘matematiğini bilen’ insanlar tarafından keyifle okunacak eğlenceli bir şey yapmak amacım.

Ardından da bazı şeyleri kendi ‘iç muhasebemde’ ‘itibar suikasti’ olarak adlandırılabileceği için, çok dikkat çekeceğine emin olduğum halde baskıya vermemeye karar veriyorum.

Sonucunda saat 00.00’ı geçtikten sonra gazete dijital ortamlarda yayınlanmaya başlıyor. Yayınlandığı saniyeden beri yerel sosyal medya kullanıcıları tarafından ilgi ile karşılanıyor… Yayınlandıktan yaklaşık bir saat sonra ulusal bazda kişilerin manşeti paylaşması ile olay bir anda çığırından çıkıyor…

Gecenin bir yarısı telefonlar susmuyor… Arayan her 5 kişiden 4’ünde Silivri esprisi…

Sosyal medyada espriler havada uçuşuyor…

**

Ertesi gün uyandığımda sessize aldığım telefonuma bakıyorum 50 küsür cevapsız arama.

Ofise geliyorum, arkadaşlar not kağıdına bir sürü not almış. Bana ulaşmak isteyenler, röportaj talepleri, Türkiye’nin dört bir yanından gazetemizin sayısını hatıra olarak almak isteyenler, imzalı gazetemi çerçeveleteceğini söyleyenler… Yok daha neler dedim yani!

**

Ama bu sırada Ali İhsan Bey’in vereceği esprili yanıtı da merak ediyorum tabi… Biraz vakit geçtikten sonra Ali İhsan Bey’in ortaya çıkan mizahı beğendiğinin haberi geliyor. Onun üzerinden çok geçmeden de kendi şahsi hesabından, “Gazetemizin bana gösterdiği bu ilgiye teşekkür ederim ama sanki biraz fazla ben olmuş. Muhtemelen yılın gazetecilik ödülüne de talipler” yazarak tam da kendisinden beklediğim tarzda bir cevap veriyor.

**

Medya alanında iki ayrı bölümde eğitim gördüm. İki bölümden de hocalarım, İstanbul’da bu mesleği yaparken çalıştığım büyüklerim telefonla arayıp kendi fikirlerini beyan ettiler. Hepsinin ortak tebrik nedeni derste öğretilen ‘teknik’ şeyleri başarılı bir şekilde uygulamam ve köşeye sıkıştırdığım ‘easter egg’ üzerineydi. Ortak temennileri de mizahi amaçlı yapılan bu işin kötü niyetli kimseler tarafından suistimal edilip beni de içlerine çekmeye çalışmalarıydı. Bir de ortak kaygıları vardı, “Sakarya’da kraldan çok kralcılar olur” ortak kanısındaydılar.

Ardından yılların gazetecisi Cüneyt Özdemir tarafıma ulaştı. Canlı yayınına katılıp olayın evveliyatını anlattım. Bu yayında da vücut dili üzerine edindiğim derslerinin tamamını uyguladım. Kendimi ve niyetimizi de çok iyi temsil ettiğimi düşünüyorum.

**

Sonra ne mi oldu? Kraldan çok kralcılar dediklerimiz trafiğe başlamışlar. Onların haberleri de gelmeye başladı. Başka yerlere çekmek isteyenler oldu tabi. Yangına körükle gidenlerin varlığı çıktı birden.

Bu süreç içerisinde bir sürü mesaj aldım. AK Partililerin bütün sinirli mesajlarına efendilikle cevap verdim. Hepsi ile de konuşmanın sonunda helalleşip birbirimize başarılar dileyerek noktaladık konuşmayı.

**

Olaylar ulusal olarak çığırından çıkmaya başlayınca da dün kendi özelimde Sn. Ali İhsan Yavuz ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Saygı çerçevesinde iki medeni büyük ve küçük.

Bu görüşmeyi tamamen aktarmam etik olmaz. Süreci ondan dinledim. Rahatsız olduğu durumları dinleyip yanlış düşündüğüne inandığım her şeylerin üzerinde durdum.

Ali İhsan bey, İstanbul’dan birçok kişiyi telefonla arayıp paylaşım yaptırdığımızı, planlı ve organize hareket ettiğimizi söyledi.

Ben de durumun organize kötülükten ziyade tamamen ironik olduğunu, Şahan ile yaşadığı ikili diyalogdan güç aldığımı, ertesi gün çıkacak gazetelerin saat 00.00’da dijitale düştüğünü, 01.00’da yapılan ulusal paylaşımın organize bir kötülük hareketi olduğuna inanıp inanmamanın kendisine kaldığını söyledim.

Ayrıyeten, geçtiğimiz gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı programa katılma teklifi aldığımı ve bu durumun ‘organize kötülük’ iddialarını güçlendireceği ve bazı kötü niyetli taraflara prim verdireceği için reddettiğimi ekledim.

Elime ana muhalefet lideri ile aynı programa katılma fırsatı geçmiş. Şehirde bunun örneği var mı? Yakın geçmişte bir parti lideri ile röportaj yapmış bir gazeteci var mı şehrimizde? Bu benim kariyerim açısından önemli bir gün olurdu şahsen. Ama yangına körükle gidenlere ve kötü niyetlilere prim vermemek için düşünmeden nazikçe reddettim.

Ayrıca reddettiğim için adını vermeyi etik olarak görmüyorum ama geçtiğimiz dönemlerde çok popüler olan fakat şuan kendi halinde bir parti haline gelmiş bir partinin Genel Başkanı ile röportaj talebini sırf bu yüzden yine reddettim.

Ve artık ulusalda, konunun bağlandığı noktalar beni açıkça rahatsız etmeye başlamıştı. Bunları aynen aktardım. Süreç içerisinde kendimin rahatsız olduğu konuları da dile getirdim

Sn. Yavuz da bana kırıldığı iki noktayı anlattı. Ben de o iki noktayı neden kullandığımı dile getirip, “itibar suikasti” olur diye gazeteye basmaktan vazgeçtiğim şeyleri kendisine ilettim.

Tepkisi, “Keşke onları bassaydın ya. Gayet de komik olurdu” oldu. Şaşırdım. Bazen planladığınız gibi olmuyor. Ardından söylediği bir konu dediği yerlere giderse kul hakkından korktuğumu ve af dilemekten de çekinmeyeceğimi söyledim. Helalleşip, bana mesleğimde başarılar diledi ve kapattık.

**

Tabi bu süreçte, Türkiye’nin her yerinden gelen tebriklerin ışığında ciddi bir hayat tecrübesi edindim. Beni eleştiren herkesin eleştirisini takip ettim. Kimden ne kapabilirim diye özenle hem de. Hiçbir zaman ben oldum ya da ne oldum tarzında bir tavrım olmadı, bundan sonra da olmayacak.

Unutmayın ki; Koskoca(!) Nemrud’u öldüren küçük bir sinek, heybetli(!) Kabil’e doğruyu gösteren de küçük bir güvercindi. Böbürlenmek kimseye fayda sağlamaz. Bu süreçte ‘ne oldumcuları’ gördükçe de çok üzüldüm. Hayatında sürekli gölgede yaşamış bazı insanların hasedini de çok iyi anlıyorum. Allah hepsine doğru yolu göstersin.

Birçok birbirine zıt görüşten kitap okumayı severim. Bu süreçte bazı insanları gördükçe aklıma Subcomandante Marcos’un, “Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan yanlış yapıyorsun demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da yanlış yapıyorsundur, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur” sözü geldi. Güneşin parlaklığından kör olup kuşun hür ve güzelliğini kaçıranlar için ancak üzülürüm ve bu gibi insanlar için renk renk düşüncelerimi söylemekten asla çekinmem…

Ne demiş Ömer Hayyam?

''Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik.
Yüzlerce incimiz vardı, delinmedik.
Sersemliği yüzünden bilgisizlerin;
Renk renk düşenceler kaldı, söylenmedik.''

Benim hayatım boyunca söylenmedik düşüncem olmayacak.

Saygılarımla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6