Bilinçaltı, bilinç dışı, bilinç... Çok duyduğumuz kavramlar, belki de son zamanlarda daha çok...

Peki nedir bu bilinçli olmak, bilinçten işlemek ve farkındalık hali?

Bana kalırsa hayatın sadece anlardan ibaret olduğunu bilmek ve ana odaklandıkça, anda oldukça hayatı zamandan bağımsız, tam manasıyla hemen hemen tüm duyularla algılar durumda olmak...

İnsanlık var olalı beri hep bu kadim öğretiler üzerine şekillenmiş hayatlar ve toplumlar. Yani adı, başlığı, şekli, coğrafyası, tarihi değişse de işin özü aynı.

Öyleyse sonsuz olasılıklar aleminden bazı anları seçip örnekleyelim...

Mesela uyandıktan hemen sonraki ilk anlar ve uyumaya en yakın olduğumuz anlar oldukça mühimdir, beyin direkt bilinçaltına çalışır denebilir. Bu sebeple gece uyumadan haberler, korku filmi gibi şeyler izlenmesi önerilmez, tatlı uykular çekebilmek için ve günün ve ömrün devamında huzurlu kalabilmek adına.

Yabancı dil öğretimine de katkısı büyüktür gece yatmadan tekrarlanan kelimelerin. Sadece yabancı dil için de değil üstelik; o anlarda birçok çalışmanın, en azından özet geçmenin öğrenmeye etkisi muazzam. Hafızayı güçlendirme tekniklerinde de yeri vardır.

Şimdi hayatlar daha bi illüzyon halinde sürüklenip gitse de bizler küçükken dedelerimiz ninelerimiz uyumadan önce bize dua okumayı öğretmiştir mesela, Türkçe dualar da vardır içlerinde. Bu da bir farkında olma durumudur esasen. Hatta belli başlı sayıları vardır bazılarının çünkü beyin tekrarı önemser sinir bilimcilerin de dediği gibi.

Birçok psikiyatr, psikolog, psikolojik danışman, sosyal araştırmacı vb. söyler ki beynin size katkı olacak şekilde sizi yönlendirmesini istiyorsanız aklınıza gelen olumsuz kelimeler yerine hemen olumlu bir karşılığını seçin. Örneğin, hastalıklardan korunmayı dilemek yerine sağlık sıhhat dileyin. Çünkü odağınız neredeyse tam da osunuz!

O halde tüm bunlar doğrultusunda şöyle cümlelerle güne başlasak ve aynı cümlelerle kapasak günü, misal onar kere : Hayatın tümü bana/bize kolaylık, neşe ve ihtişamla (bolluk bereketle) gelir!

Bu neye benzerdi? Nasıl değişip dönüşmeye başlardı hayatlarımız sadece bu yaklaşımla bile?

İyi kötü diye yargılamadan ki hayır şer hepsi bizim için ve her hayırda bir şer, her şerde bir hayır var madem, yaşadığımız her an için söylesek : Nasıl bu kadar şanslı oldum/olduk? Bunun bana/bize hediyesi/hediyeleri nedir/nelerdir?

Bu cümleler bildiğimiz ama belki de zaman zaman unuttuğumuz gerçekleri bize hatırlatmak için araç sadece. Her an şükürde olmak, izin veriş halinde olmak, olanı biteni serbest/özgür bırakmak, gönüllü olmak, kabul etmek ve aklımızın bir köşesinde en azından bir hikmete odaklanmak, akışta olmak, oluruna bırakmak, kendi hayatlarımıza bile gözlemci olmak...

Devam etsek sonra... Mesela aklımıza gelebilecek her durumda desek ki : Bundan daha iyi nasıl olur, başka neler mümkün? Ve hatta eklesek : Hayallerim(iz)in de ötesinde, sonsuz olasılıkla, alan hızıyla, kolaylık neşe ve ihtişamla neler mümkün?..

Yani dualarımızda hayrı barındırsak yine de, her zaman mümkün olduğunca daha güzelini çağırsak önce zihinlerimize ve dolayısıyla hayatlara... Bilsek hayat devam ettiği müddetçe yeni seçimlerimiz olacak, durup kendimizi ya da başkasını veya seçimlerimizi yargılamak yerine seçmeye her an devam etsek bu gibi sorularla, sınırlamasak kendimizi hayallerimizle bile, ötesini arasak ve bunların seçersek anında da olabileceğini görsek ya da her seçimin illa zor olmadan kolaylıkla olabileceğini hatta neşe de barındırabileceğini bilsek ve tabii bolluk bereket... Nazım ne demişti? "... En güzel günlerimiz: Henüz yaşamadıklarımız..."

Bizden istememizi ve kararlılık bekliyor hayat.

"İsteyin, vereyim" diyor Yaradan, e... seçelim olsun o zaman!

Daha düşüncede seçim yaparken karar değişiyorsa, net değilse talebimiz; ortalık karışıyor, sonra neden olmadığına takılıyoruz. Gerçekten seçimde bulunurken her şeyiyle almak gerektiğini kabulleniyor muyuz, gerçekten içimizden özümüzden gelerek mi istiyoruz?

Peki insanlık hali yapılan herhangi bir şeyin hata olduğu yargısı yerine hep tövbe ediyor olsak, yani zihinde bile olsa hemen iptal etsek, bir daha olmamasını dilesek bize ağır gelen şeylerin...

Seçimler yapmadan algılasak ağır mı, hafif mi? Bize gerçekten ta içimizden hafif gelen seçimler yapsak, öz-ruh gerçektir çünkü, o yalan söylemez, o kudretli parçamız! Kur'an'da da geçtiği gibi :

"... ﴾7﴿ O yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

...

﴾9﴿ Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!..." Secde suresi.

Derler ki : inanma, bil ; yapma, ol!

Hepimiz bize hatta tüm varlıklara üflenen bu ruhla birbirimize bağlıyız! O yüzden içimizden gelene, öze güveniriz. Mevlana'nın birlik felsefesinde aktardığı gibi : Biriz! Aslında sadece olma halindeyiz ve bizden beklenen her daim bu algıda, farkındalıkta kalmak...

Üstüne " Her nefes alışımız bayramdı!" bilincinde her aklımıza geldiğinde desek : Beni/bizi hangi mucizeler bekliyor? Sorulara zihnen cevap aramasak, sadece sorsak bıraksak... Hayat gösterse...

"Bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa!.. İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza!.." şarkısındaki kadar naif ruhumuz, her şey bizim elimizde!

İşte tüm bunlar, tüm dünyadaki bilinen adıyla bilince erişim, hadi siz de bilince erişin o vakit!

O zaman Yunus Emre ağabeyimizle birlikte söyleyelim biz de : "Sevelim, sevilelim, bu dünyaya kimse kalmaz." Bu dünya da kimseye...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6