Depreme hazırlık herkes için önemli bir mesele olması lazım…

   17 Ağustos 1999 depreminin ardından çocuklarıma vasiyet niteliğinde telkinde bulundum…

   “Asla 2 veya 3 katlı bina dışında hiçbir binada oturmayacaksınız…”

   Neden mi?..

   Çünkü; deprem öldürmüyor, binalar öldürüyor da ondan…

   20 yıldır dilimizde tüy bitti.

   Çok katlı binalar dedik, yorgun binalar dedik ama hiç kimse oralı olmadı.

   Bu şehirde ne kadar çok katlı bina var bilemiyorum. Ancak, 1999 depremini yaşayan binaların çok ama çok riskli olduğunu biliyorum…

   ‘Depreme hazırlık’ deyince benim aklıma bu binalar geliyor.

    Onun için diyorum ki; depreme hazırlık yapılacaksa o hazırlık binalara dokunarak yapılmalıdır…

   Biz ne yapıyoruz?..

   Yok 7.2 deprem olurmuş, yok falanca yerde olurmuş, yok filanca fay hattında olurmuş…

   Biz depreme hazırlığı, fay hatlarını inceleyerek, yeraltını konuşarak sağlayacağımızı düşünüyoruz.

   Tabi ki bunlarda yapılmalı ama depremin şiddetiyle, nerede olacağını konuşarak depreme hazırlıklı olmaz…

   Binalara dokunmalıyız.

   Eğer binalara dokunamaz isek, depreme güvenli binalarda yaşam alanı oluşturamaz isek deprem gelir o binayı yıkar!..

   Depreme hazırlıkta birinci önceliğimiz depreme dayanıklı yapılarda yaşamak olmalıdır.

   Diyeceğim o ki, depremle ilgili bilimsel verileri konuşalım, bilimsel gerçekleri kabul edelim ama masal gibi her gün depremin şiddetini, merkez üssünü anlatmanın da çok fazla gereği yok.

   Bu ülkenin deprem faylarının ve zeminin nasıl olduğu zaten biliniyor.

   Binaların durumu ise bilinmiyor.

   Şehir olarak, depreme maruz kalan binalarla ilgili ciddi bir araştırmanın ve olası depreme karşı acil bir eylem planının yapılması gerekir.

   Aksi taktirde, olası bir depremde ortaya çıkacak hasarın, can kaybının sorumluluğunu taşıyamayız!..

------------------

Kusura bakmayın…

 

   Eğri oturup doğru konuşmak lazım; her şeyi güllük gülistanlık gösterip kendimizi kandırmanın manası yok…

   Ürettiğimiz tükettiğimizi karşılamazken, dünya ekonomisiyle ve hayat standardı ile yarışamayız.

   Zengin ile yoksul arasındaki makas çok açıldı, giderek de açılıyor.

   İşsizlik, yoksulluk her geçen biraz daha artıyor.

   Bir baba çocuğuna pantolon alamadı diye, genç öğretmen atanamadı diye, bir aile geçim derdinden dolayı siyanürle topluca intihar ediyor, bir aile reisi eşiyle pazara çıkamadığı için canına kıyıyor. 

   Çevremizde o kadar çok negatif yaşam hikayesi var ki, örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

   Sözün özü şu;  İnsanlarımız dertten, kederden, kahırdan, içine hapsettiği duygulardan ötürü adeta iki büklüm geziyor.

   Bu manzara hoş değil, hoş olmadığı gibi kabul edilebilir de değil.

   Siyasilerimiz artık şapkasını önlerine koyup düşünmeli…

   Topyekun bir atak yapılmalı, yoksullukla, işsizlikle ilgili ciddi manada mücadele edilmeli. Gelir adaletsizliği ortadan kaldırılmalı…

   Emekli, asgari ücretli insanca yaşamaya elverecek bir maaşa sahip olmalı…

   Aksi halde durumumuz vahim…

   Kusura bakmayın…

   Halkı millet bahçelerinde oturtarak, çayla simitle avutarak ekonomimizi ve yaşam kalitemizi düzeltemeyiz.

  

-------------------

GÜNÜN

İyi olmak kolaydır, zor olan

adil olmaktır. (VICTOR HUGO)

                                       SÖZÜ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6