banner10

İnsan dediğimiz sormalı, sorgulamalı hep deyip sesli düşünmeye karar verdim bugün.Okumak dedim, din dedim... Din deyince akla önce kadere inanmak geliyor. Allah ne isterse o oluyor. Her birimiz hakkında daha bizler doğmadan hükümler veriyor, alnımıza yazıyor. Bazen aklımıza şöyle bir şey düşmüyor mu; madem hep onun istediği oluyor, neden çabalayalım, niçin boşu boşuna yorulalım ki? O ne derse o olur diyenimiz yok mu hiç?

Sabır geliyor akla. Kadere razı gelip elimiz kolumuz bağlı oturunca elbette yaşanacak sıkıntılar konusunda hazırlıklı olmak, sabırlı davranmak gerekiyor. Açım, yoksulum, çiledeyim sözü bize yakışmıyor. Gelen felaketleri kaderin bir cilvesi gibi kabul edip,. imtihan bu deyip, sabırla başımızı öne eğmek gerekiyor.

Şükür geliyor akla. Her ne kadar sıkıntılı zamanlar yaşasak da bazı insanlara göre daha varlıklı, daha sağlıklı, daha güzel belki daha mutluyuz. Demek ki çokça şükretmeliyiz.. Zaten Allah, en çok sabreden ve şükreden kullarını sevmiyor mu? Hep senden zor durumda olanlara bakmalı,her daim şükretmeli, hiç şikayet edip daha rahat yaşamlara özenmemelisin.

Sadaka, fitre, zekat geliyor akla. Sosyal devletin olmadığı dönemlerde insan merhametine bırakılan bazı yardımlaşmalar, bekliyoruz ki hala bir şekilde devam etsin. Tek farkla elbet. Bu defa sıradan insanlardan değil devlet yöneticilerinden bekliyoruz sadakayı, onların görevlerini, mecburiyetlerini unutarak. Ben onu seçtim, vergimi öder sorumluluklarımı yerine getirir onun da bana hizmet etmesini beklerim demeden. Elimize tutuşturulan ramazan kolisine, kömür çuvalına belki daha kim bilir nelere sevine sevine evimize döneriz. Bu yardımlar elbette sembolik. Bazı kuruluşlara, (özellikle seçim dönemlerinde) yapılan uçuk bağışları zaman zaman duyuyoruz. Bunların al gülüm ver gülüm hesabı olması, bunların ince menfaatler için çevrilen dolap olması, bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Sadakamızı alıp başka bir şey düşünmeden kendimizce bir yolunu bulup minnet borcu ödeyerek huzurla köşemize çekiliyoruz.

Ezan sesinden top sesine uzanan açlığı, var gücümüzle donattığımız sofrayı, günde beş defa yatıp kalkmayı ibadet sanıyoruz. İbadetlerin bizi ulaştırmak istediği yerin ölümden sonra kavuşacağımız cennet olduğunu sanıyoruz. Halbuki kutsal kitap bu dünyadaki hayatı düzenlemek için gönderilmedi mi? İçinde mirası nasıl paylaşacağımıza, nikaha, hak,hukuk ve adalete dair emirler yok mu? Kuran, cennet için yol gösteren bir kılavuz mu sadece. Öyleyse dünya için yapabileceğimiz bir şey yok demek. Orucun da bizi tutmasını, her türlü günahtan alıkoymasını beklemeliyiz oysa. Namazın Allah'la buluşmak, onun huzuruna durmak olduğunu nasıl unuturuz. Yalanlarımızla, öfke ve kıskançlığımızla, kin ve nefretimizle,tembellik ve duyarsızlığımızla karşısında nasıl utanmadan dikiliriz, el açıp bir şeyler isteriz.

Cennetse tek muradımız belki savaşarak kazanırız Allah'ın rızasını. Cihat var belki en heyecanlı yolda. Cihat dediğime bakmayın siz. Allahuekber sesleri ile Sultanahmet Meydanında alınır gazımız. İsrail'e taş atarken alınır. İç savaşlar yüzünden birbirini yiyen, kardeş kanı akıtan açlığın pençesine düşen, sözüm ona müslümanlara yardım çağrısı yaparak, para toplayarak alınır.

Ben aciz, yoksul, sürünen, dilenen, yardım bekleyen insanların dininden de şüphe eder oldum. Onların şekilci müslüman olduğuna, kadere en başta teslim olup rehavet, tembellik içinde yaşadıklarına inanıyorum. Akıllarını kullanmadıklarına, mantıklı seçimler yapmadıklarına, kardeş kanı içerek yalnız ve güçsüz kaldıklarına inanıyorum. Dini yanlış yaşadıklarına, sabır şükür kader derken pek çok şeyi ıskaladıklarına inanıyorum.

Gördüğüm o ki okumuyoruz. Ara sıra okusak da okuduğumuzu anlamıyoruz. İroniden, hicivden, taşlamadan, karikatürden anlamayan insan, okuyup anlama becerisini geliştirmeyen insan, ilahi kitabı okusa da anlayabilir mi? Okullarda ders olarak okuduğu tarih kitaplarından hayatına dair tek bağlam kuramayan insan, ezberci ve şekilci bir din anlayışına sahipken okuduğu kuran ile hayatı arasında bağlam kurabilir mi?

Kadere inanmakla, hayatı yaşamak arasında bağlam kuramayan insan mutsuz, beceriksiz, sönük, başarısız, ziyan edilmiş bir ömür sürer. Cennete kavuşur mu bilmem ama böyle insanların oluşturduğu topluluklar hep yenilmeye, sömürülmeye, acı çekmeye, güdülüp kullanılmaya mahkumdur.

Kutsal kitabı anlamak için matematik, fizik, psikoloji, felsefe, coğrafya, tıp, astronomi de bilmek gerekir. Okumalı ve kutsal kitapla arada bağlam kurabilmeliyiz. Neden sonuç ilişkisini açıklayamadığımız her söylem havada kalır, kutsal kitapta yazsa bile. Okuyup anlamadığımız takdirde kıt bilgisiyle kendi kendini bile ikna edememiş bir takım din adamlarının kurnaz oyunlarına alet oluruz. Amaca ulaşamayan şekilci ibadetlerin hizmetçisi oluruz. İslam Coğrafyasında yaşanan sıkıntıların en büyük sebebinin ilimden, fenden, insandan, doğadan, sevgiden uzak hayatlar olduğunu çok net bir şekilde görebiliyoruz. Yanlışı görmek doğruyu bulmanın en kısa yoludur diyebilmeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6