SON DAKİKA

Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi
reklam
Aydın Göle

DİLİNE VE MÜZİĞİNE SALDIRI SİMGESİ: JUANİTO

DİLİNE VE MÜZİĞİNE SALDIRI SİMGESİ: JUANİTO
Bu haber 11 Haziran 2019 - 10:12 'de eklendi ve kez görüntülendi.

 HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Osmanlı imparatorluğunun 2. Mahmut döneminde başlayan Klasik Batı Müziğinden teknik alınarak çıkılan çok sesli müzik yolculuğumuz cumhuriyetin kuruluşuyla artmış olmasına rağmen istenen düzeye gelememiş, bu müzik kendi müşterisini yaratamamış, çok dar bir aydınlar kitlesinin müziği olarak kalmıştı. Dünyada ki egemen güçlerin ikinci dünya savaşını kazanmalarının ardından 1960’larda iki kanaldan; başını İngiltere’yle Amerika’nın çektiği Anglo Sakson ve içinde Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Brezilya, Meksika gibi ülkelerin bulunduğu Latin dünyasından müzik işgaline uğramıştık. Özellikle Latin dünyasının köylü müziğini icra eden adı “Los” ile başlayan guruplar bizde bile kurulmuştu. Latin dünyası müzikleri ayrıca sol söyleme de sahipti. Anglo sakson müziğin Amerikan ayağında Kore ve Vietnam savaşlarıyla, sebep olan kapitalizme karşı çıkıp bunu bildirenlerin (İtalyanca kelimeyle protestocuların) ürettiği protest müzik vardı. Bu iki damar müziğimizi çok etkiledi. Allahtan imparatorluk bakiyesine sahiptik, yoksa bu akımlarla tamamen müziğimiz bitebilirdi. Dinsel müziğimizde o bakiyeye rağmen Araplaşmaya yeterince direnemiyordu.

 

Bayramdan önceki son Cuma günü biten, yabancı şarkıları yazılan Türkçe sözlerle okuyan yabancı şarkıcıların dilimize verdiği zararı anlattığımız “Dilimiz Türkçe” başlıklı yazı dizimizde adı geçen bir Fransız şarkıcı vardı. Hatırlayanlar bilir, Juanito’ydu bu şarkıcı. İşte bu Juanito 1960 yıllarının ortasında grubu “Los Alcarson”la İzmir’e konsere gelir. Gösterilen ilgiye hayran kalarak grubu geri dönmesine rağmen ülkemize yerleşmeye karar verir. Konserleri izleyen o dönemlerin gazinocular kralı Fahrettin Aslan’ın önerisiyle İstanbul’a gelir. Burada hayal dahi edemeyeceği bir şöhrete “Kumsaldaki İzler”, “Canım Vatanım”, “Parayla Sadet Olmaz”, “Ay Beyaz Deniz Mavi”, “Arkadaşımın Aşkısın” “Gardiyan” şarkılarıyla ulaşır. 70’li yıllarda Anadolu pop kasırgası esmeye başlayınca ülkesine dönerek taksi şoförlüğü yapar.

 

Juanito ülkemize gelişinin hikâyesini şöyle anlatıyor.

 

“İspanyolca bir plak hazırlamıştım ve bu eserim 6 ay gibi bir süre Türkiye’de 1 numara olmuştu. Çok tutulan her sanatçı gibi beni de Türk halkı tanımak istedi ve böylece 15 günlük bir kontratla Türkiye’ye doğru yola çıktım.”

 

Orient Express’le  Gare de Lyon – Sirkeci gezisi yapar. Ardından da Sirkeci – Ankara gezisi gelir. Trende ermeni bir öğretmen kızla karşılaşır. O zamanlarda Türkiye’de en gözde şarkıyı sorar ona. “Çünkü nerede olursam olayım o ülkenin dilinde şarkı söylerim” der sorulduğunda. “Zeki Müren’in; Gözleri Aşka Gülen” şarkısının çok sevildiğini öğrenir.  Kızdan şarkının sözlerini yazmasını ve şarkıyı mırıldanmasını ister. Kızcağız sözleri yazar ve şarkıyı mırıldanır.  Juanito’nun grubundaki üç gitaristte melodiyi notalara döker. Sirkeci’ye gelene kadar o şarkıyı çok iyi icra edecek biçimde öğrenmiş olurlar.

 

O günlerle ilgili şu sözleri sarf eder Juanito.

 

“Ankara’da da o akşam Dario Moreno salondaydı ben söylerken şarkıyı. Ki Dario Moreno gerçek bir Türk’dür. Sonradan ben de herhalde Fransız’dan çok daha Türk oldum, Fransızlar lütfen kusuruma bakmasın. Hatta vatandaşlık için bile başvurdum. Babamdan izin istedim. Dedi ki; oğlum zaten sen Tunus’da doğdun, yani sen aslında özüne dönüyorsun, bir yerde Osmanlısın. Peki baba dedim seni etkilemiyor mu Türk olmak istemem? Yok dedi, özüne dönmek, yeniden Türk olmak senin kaderinmiş. Bu ülkeyi sevdin. Olabilirsin. Bu arada Cezayir’i terk etme duygusunu da yaşamıştım. Ve bu yüzden İstanbul’a geldiğimde, Ankara’dan sonra, orda da öyle bir kontratım oldu ki, 4 yıllık, ben gitmek istesem Türkler beni bırakmıyordu. Ve 3 ayda Türkçe konuşmayı öğrendim.

 

Sesimle ilgili bu kaza olmasaydı (gırtlak kanserine yakalanmıştı o sıralar) şu an emin olun ki İstanbul’daydım. Ve bunu ispat ettim çünkü 2000 yılında tekrar gittim ve şöyle bir şarkıyı okudum:

 

Canım vatanım. Bana son bir defa gösterin şehrimi, güzel Rumeli’yi, Çamlıca’nın sakız çam kokularıyla, geçen bir geminin isini dumanını, bir daha, bir daha göreyim Süleymaniye’yi.”

 

İşin romantik hikâyesi bir yana; bir Fransız Yahudi’si olan Juanito, ülkemizi, İstanbul’u çok sever. Ama şu bir gerçeği gösterir. Biz yabancıları onların bizi sevmesinden daha fazla sever, onları içimize alırız. Sadece içimize almakla kalmaz adetlerini, adaplarını da benimseriz. Kim bilir, buda belki imparatorluk bakiyesine sahip olmamızdandır. Dünyada diline ve müziğine bu kadar saldırı gelen, buna rağmen milli benliğini koruyan çok fazla millet bulamazsınız çünkü.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA