banner10

  Geçen hafta Türkçe bilgisine odaklanmıştım. Bu hafta ise İngilizceye odaklanacağım. Fakat “ İngilizce nasıl öğrenilir?” veya “ İngilizce nasıl öğretilir?” sorularından ziyade “ İngilizce öğrenememizin sebepleri ne olabilir?” sorusunu takip edeceğim.

Anadilimizi bilmiyoruz. Nasıl olsa konuşuyoruz deyip kendimizi bildik sayıyoruz. Özellikle de gençler…

   Eğer anadili İngilizce olan bir yerde doğmuyorsanız, o yabancı dil ile olan köprünüz, kendi diliniz olmaktadır. En azından asgari seviyede bilgi yeterli, çünkü dil, hem sayısal hem de sözeldir.

Grameri sayısal, kelimesi ise sözeldir. 

   Bu iki yönü de kullanabilenler. Dil konusunda bir adım öndedir. Mesela çeviri yaparken, Türkçe bir cümledeki kelimelerin İngilizcesini bulup, İngilizcedeki kelime dizilimine göre sıralıyoruz. İşin matematiği; yani grameri bu kısımda önemli.  Dikkat ederseniz, genelde “kelimeleri biliyorum fakat sıraya dizemiyorum” derler. İşte bu gramer eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İşin kuralı,  formülü belli  İngiltere’deki bir bakkalda bu sırayla kelimeleri diziyor, İngiltere kraliçesi de. Ayrıca bu noktada şunu anlıyoruz; dilde kurallar iyidir. Bu işe standart koyar. Öğrenciler çok kural olmasından şikayetçi. Fakat bu aslında işi kolaylaştıran bir etmendir. İşte bu yüzden kraliçeyle bakkal aynı sırada cümle kurabiliyor. Eğer kurallar olmasaydı, herkes kafasına göre sıra belirler ve öğrenmesi hepten zorlaşırdı.

   Öğrencilerin Türkçedeki hallerinden geçen hafta bahsetmiştim. Yazabilmek için okumak, konuşabilmek içinde hem okumak hem de dinlemek gereklidir. Yani zincirleme bir olay söz konusudur.

  • Okumadan yazamazsınız
  • Dinlemeden müzik yapamazsınız
  • İzlemeden film çekemezsiniz

Ya da profesyonel bir futbolcu düşünün. O  noktaya gelebilmek için ne kadar futbol oynamıştır?

Ve sadece futbol oynayarak mı idman yapmıştır? …

Sadece dört duvar arasında öğrenmeye çalışıyoruz. Yani sadece ders ise…

Öğrenciler okulda saatler, kurslarda da yüklü miktarda paralar harcıyor. Ve öğrenemiyorlar. Çünkü yine boşluk dolduruyorlar, yine test çözüyorlar. Kendi cümlelerini kurmak yerine, hazır kurulmuş cümleleri tamamlıyorlar. Yaşamaya çalışmıyoruz, ezberlemeye çalışıyoruz. Halbuki dil, hayat gibidir. Sadece ezber , sizi bir yere kadar götürür ve tek başına yeterli değildir.

Mantıkta gerekir; yani matematikte.

   Üniversitelerde öğrenmen fakültelerinin eğitim kalitesinde ciddi bir düşüş mevcuttur. Haliyle kalifiye olamayan öğretmen mezun sayısı da gittikçe artıyor. Buna bağlı olarak İngilizce bilmeyen İngilizce öğretmeni sayısı da gittikçe artmaktadır. Aynı şekilde ATM öğretmeni sayısında da artış var. Örneğin, 2012 yılında mezun olmuş öğretmen, hala 2012 yılının İngilizcesini biliyor. Fakat dil, hızlı değişen bir olgudur. Bu öğretmenlerin güncelliği yakalama çabası yoktur. Varsa yoksa vakit doldurup maaş gününü beklemek. 
Maalesef böyle bir kitlenin payını da görmezden gelemeyiz.

   Buna bağlı olarak günden güne üniversitede bölümü “dil” olmayan alanlara da verilen dil eğitiminin içi boşalmaktadır. İş olsun torba dolsun diye bir çok üniversitede dil eğitimi verilmektedir. Hatta ve hatta, bazı bölümlerde seçmeli olarak Almanca, Fransızca veya İtalyanca gibi popüler dillerde verilmektedir. Ama öğrencilerin geneli, şişirilmiş notlarla geçirilmekte, devamsızlık bile görmezden geliniyor o derslerde. 

   Düşünün ki öğrenciler,  ilkokul, ortaokul, lise ve üniversitede de yabancı eğitimi almış oluyorlar. Öğrencilerde mezun olma telaşından bu dersleri “ geçmelik” olarak görüp genelde bir şeyler öğrenemeden o dersleri veriyor. Ve sonrasında malum, dil kurslarına yöneliyorlar.

   Dil, yaşanarak öğrenilir. O yüzden konuşulan ülkeye gitmek diye klişe bir düşünce vardır. Hep bunun arkasına sığınır, gidemeyenler ve öğrenemeyenler. Evet, bu bir klişe oldu çünkü , teknoloji uzakları yakın etti. Şöyle ki, oraya giden insan orada dili kullanabildiği gibi, birde bulunduğu çevre itibari ile o dile maruz kalıyor. Bu iki etmen oraya gitmeden de burada sağlanabilir. Mesela dili kullanmak; bir çok dil kursu bu imkanı sağlamaktadır. Artı internetten konuşulabilecek çokça insan bulunabilir. Bu şıkkı bu şekilde eledik. Gelelim diğerine; maruz kalmak , yine teknolojiden faydalanarak bunu mümkün hale getirebiliriz. Ama öğrenme amaçlı değil de kendimizi maruz bırakma amaçlı kullanırsak… Mesela öğrenci, odasındayken arkada İngilizce bir müzik çalabilir veya bir haber programı veya bir talkshow programı sesi olabilir. Sonuçta ,maksat anlamak değil, maruz kalmaktır.

   Teknoloji gibi bir olanaktan faydalanmamakta en büyük eksilerden biridir. Yeni nesil, teknoloji ile çok daha haşır neşir halde fakat konu İngilizce olunca, bazı gençler adeta bir mağara insanına dönüşüyor. İnstagrama koyacakları fotoğrafları daha da güzel görünsün diye onlarca, hatta yüzlerce filtreyi ezbere bilirler. Fakat konu İngilizce olunca nereden ne yapacaklarını bilmiyorlar. Halbuki, mesela “ present tense (geniş zaman) ” konusunu tekrar etmeleri gerek. Google’ye, present tense yazıklarında, milyonlarca yazılı, işitsel ve hatta görsel materyale ulaşabilirler. Ama bunu yapmak çok zor geliyor onlara, basit bir eylem olan klavyede yazmak ve tıklamak yerine, “ hocam nereden öğrenebiliriz?” ya da “ nereden bulabiliriz?” gibi sorular sormaları onlara daha kolay geliyor. Öğretmenler, onları bu konuda her ne kadar yönlendirse de süreklilikleri genelde düşük olduğu için, bu çabaları bir hevesten öteye gidememektedir.

   Bu konudan şuraya varabiliriz. Öğrenmek için önce merak etmemiz gerekir. Ben dil öğrenme sürecini sporcu örneğine benzetiyorum  yukarıda da değindiğim gibi. Şimdi ise başka bir şeye benzeteceğim; bir ilişkiye…

  • Genelde öğrenciler İngilizceyi sevdiğini söyler.

İlişkide sevmek yeterli midir?

“Hayır.”

  • İngilizceyi hem sevdiğini hem de onunla ilgilendiğini söylerler.

İlişkide sadece sevmek ve ilgilenmek yeterli midir?

“Olsa olsa güzel bir başlangıç olur fakat yetmez. “

-Sevmeli

-İlgi göstermeli

-Arada bir merak etmeli

-Sürekli onu düşünmeli

-Onunla tartışmalı

-Onu çözmeye çalışmalı

-Kötü yönlerini de sevmeli

-Ona yetmeye çalışmalı

vs vs vs.

   Bunlar gibi örnekler olduğu sürece o ilişki yürür. Olmadığı takdirde yolların ayrılması, o ilişkinin kaderi ve kaçınılmazı olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner6