O kadar çok duyduk ki adam evliydi kız mini etekliydi sözlerini. Artık gına geldi, duymak istemiyoruz. Şiddeti meşrulaştıran eril söylemlerinizi istemiyoruz. Kimse birini durduk yere öldürmezmiş, bağ evine gelen kişinin yolu belliymiş. Yetmedi mi artık. Biz bıktık gerçekten.

Bu ülkede anneler öldürülmedi mi? Çocuklarının gözü önünde hem de. Damacanaya, köpeğe tecavüz edilmedi mi? Bırakın mağduru suçlayarak sebep üreterek şiddeti meşrulaştırmayı. Evli biriyle ilişkisi var diye mağdura yüklenmek yerine evli olan erkeğin neden başka bir kadınla beraber olduğunu sorguladınız mı? Kaldı ki mağdur yakınlarından birinin yaptığı açıklamaya göre “Evli olduğunu öğrenince ayrıldı.” Şeklinde bir beyan geçiyor.

Bırakın artık kadın erkeğe aittir, erkeğin elinin kiridir zihniyetini.

"Pınar ile ayrıldıktan sonra kendime gelemedim. Yeniden onunla birlikte olmak istedim, teklifimi kabul etmedi.”

"O zaman son olarak “Çiftlikte bir akşam yemeği yiyelim” diye ikna ettim. Çiftliğe gittik, yemek yedik, yine bana dönmesini istedim. Oysaki o başkası ile olduğunu söyledi, zaten bunu hissediyordum.”

"Kıskançlık krizine girmiştim. Tartıştık, bana saldırdı, kavga ederken öldü. Cesedini yok etmek istedim. Önce yakmaya çalıştım. Olmadı, başaramadım.”

Failin sözleri bunlar. Nasıl da rahat anlatıyor. “Kavga ettik, öldü.” Onun için bu kadar basit, o kadar kanıksamış ki o. Onun için bir ilişkiyi erkek bitirmek istemediğinde kadının ölmesi çok normal. Çünkü erkekler bu konuda eğitimsiz ve toplum tarafından sözde üstün, ayrıcalıklı ve güçlü oldukları telkinleriyle yetiştiriliyor.

Neler yapılabilir?

6284 Sayılı yasamız tartışmaya açılmaz mesela. Verimliliği arttırılır. Okullarda eğitici eğitimleri, cezaevlerinde rehabilite edici eğitimler, öfke kontrolü modülleri verilebilir. Kadın evinin süsüdür zihniyeti bırakılır. Bir çocuğu annesi değil toplum yetiştirir. Toplumumuzda iki cinsiyet arasındaki eşitsizlik o kadar fazla ki, çocuklarımız ister istemez eril bir ortamda yetişiyor.

Kadının birey olduğu kabul edilir. Tıpkı bir erkek gibi istediği kişi ile beraber olabileceği, istediği an ayrılabileceği, istediği şekilde yaşayabileceği, istediği gibi giyinebileceği kabul edilir. Bunlar zihniyet meselesidir, ki kadınları bu zihniyet öldürüyor.

Neden bir erkeğe ait olalım? Artık bunu anlamak gerekmiyor mu? Kadın da bir bireydir tıpkı erkek gibi. İster aile kurar ister kurmaz. Aile içinde korunması gereken, erkek birey tarafından korunması gereken bir varlık değildir. Erkeğin sahip olduğu, elde ettiği her hakka doğal olarak kadın da sahiptir.

Günümüzde çok üzücü olsa da halen yaşama hakkını koruyamamaktayız kadınların. Yaşama hakkını diyorum, ne anımsattı size?

Sosyal ve siyasal haklar bazında bir miktar eşitliği yakalasak da, toplumsal anlamda cinsiyet eşitliği anlamında çok ama çok gerideyiz. Sosyal haklar demişken, elbette ki toplumun bir kesimi diğer bir kesim tarafından sürekli olarak ayrımcılığa, yıldırmaya ve şiddete maruz kalıyorsa biz orada devlet korumasını talep ederiz. Devlet politikası olarak kadını koruyan politikalar geliştirilmesini isteriz. Yetkililer bir araya gelerek şuan da kadını koruyan ve yürürlükte bulunan sözleşmelerimiz nasıl daha etkin hale getirilir buna kafa yormalıdır, proje geliştirmelidir. Meclis komisyonlarında suçu önleyici, suçluyu topluma kazandırmaya yönelik aynı zamanda mağdurun da travmasını hafifleten, hukuki süreçlerde tekrar yıpratılmasını engelleyen etkin çözüm yolları geliştirilebilir.

Tabi tüm bu çalışmaları yaparken mücadele etmemiz gereken şey toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak olmalıdır. Kadını erkekten ast bir varlık, erkeğe hizmet etmek için gönderilmiş, ev içinde konumlandırılmış bir canlı olarak gören, kadına yakıştıramadığı her şeyi erkeğe yakıştıran zihniyetle başa çıkılmalıdır.

Türkiye’ nin ev sahibi ülke olarak İstanbul’ da imzaya açtığı, 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı besleyen toplumsal cinsiyet klişeleri ve önyargıların ortadan kaldırılması hususunda ciddi bir mücadele vermektedir.

Kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine, kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin, sözde namus cinayetlerinin bitirilmesi amacıyla, kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yönelik önlemlerin alınmasını imzacı devletlere yükler.

Bir sonraki yazımda toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında karar verme, seçme, fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması, kullanılması ve hizmetlerin elde edilmesinde İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere ne gibi yükümlülükler yükler ve ulusal mevzuatta kadına yönelik şiddetle mücadelede hangi yasalardan yararlanılır bunlardan bahsedeceğim. Şimdilik umarım Pınar son olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet 2 hafta önce

Avukat hanım çok güzel özetlemişsiniz.

banner5

banner6