SON DAKİKA

Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi
reklam
Necati Mert

BİZİ AYAKTA TUTAN (2)

BİZİ AYAKTA TUTAN (2)
Bu haber 11 Ekim 2018 - 12:07 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Ertesi gün, yani dün öğleyin Neclâ’yla Ömer’de birer yoğurtlu yedik. Kayınbirader Suat’ı (Soysev) ziyaret ettik. Demiryolunu geçtik, ışıklarda durduk, Saraybosna caddesini atlamak için yeşilin yanmasını bekliyoruz. Yandı. İlk adımı atmak meğer ne zormuş. Parkinsonla öğrendim bunu. Adımı düşünerek, yavaş ve büyük atmalısınız, yoksa ayaklarınız karışır. İlk adımı hiç sol ayağımla atmadım –kendimi bildim bileli böyle bu. O gün sol ayağım kendiliğinden fırladı, ilk adım oldu. Tereddüt, titreme, yavaşlık asla hem de. Karşıya geçtik. Durdum. Neclâ da durdu. Tesadüf müydü bu? Değilmiş. Bir daha, bir daha durdum yürüdüm, durdum yürüdüm. Hem de yavaş ve büyük ne söz! Solum kendi hızında ve kendi ebadında idi.

 

Tecritteki Nâzım’ı hatırladım : “Bugün Pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak / bu kadar mavi / bu kadar geniş olduğuna şaşarak / kımıldamadan durdum. / Sonra saygıyla toprağa oturdum, / dayadım sırtımı duvara. / Bu anda ne düşmek dalgalara, / bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. / Toprak, güneş ve ben. / Bahtiyarım.”

 

Akşamı Kent Meydanı her akşamki gibi. Mehter gümbür gümbür. Telefon çaldı. Üyesi olmadığım bir yazar örgütünden bir şair arkadaş. Özeti, “Darbelere karşıyız, geleceğin edebiyatla kurulacağına inanıyoruz” olan bir bildiri için imza verir miyim diye soruyor. Veriyorum diyebilmek isterdim. Kafam, üyesi olduğum üç yazar örgütündeki arkadaşlardan çok bu arkadaşlarla barışık aslında. Ama 15 Temmuz akşamı hapımı aldım yattım, olup bitenleri ertesi sabah duydum, şu bir hafta içinde olanlardan haberim var elbette, ama hâlâ aydınlanmayan noktalar yok mu? Gerçi benden analiz istenmiyor. Da imza için de analiz edebilmiş olmak gerekmiyor mu?

 

Sonra çok darbe gördüm. 27 Mayıs’ın (1960) ne olduğunu ancak 12 Mart’ta (1971) II. Zırhlı Tugay Cezaevi’ne düşünce anladım. Diyeceğim intibahım geç oluyor. Bundandır işleri güncel siyaset olan parti, sendika ve derneklere uzak duruşum –geçmişteki  TİP, TÖS ve TÖB-DER üyeliklerim hariç. Yuvarlak hesap 12 Eylül Kenan Evren Darbesi’nden (1980) beri mücerredim. Üç yazar örgütüyle ilişkim ise boşanmasını bilmeyen çiftlerin evliliği gibi. Kâğıt üzerinde. Ha bir de Ticaret Odası üyeliğim var ki o adeta Allah’ın emri.

 

Bilir misiniz çok darbe çok marş demektir, hatırlayalım hele: Plevne Marşı. “Dağ başını duman almış.” Harbiye Marşı. “Ankara’nın taşına bak / Gözlerimin yaşına bak. Çanakkale İçinde. “Yine de şahlanıyor aman / Kolbaşının yandım da kır atı” –ama illa ki Hasan Mutlucan’dan. Ve Cumhuriyet’ten doksan küsur yıl sonra hâlâ “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan.”

 

Benim her daim mırıldandığım ise Muhyî’den:

 

“Zâhid bizi ta’neyleme / Hak ismin okur dilimiz / Sakın efsane söyleme / Hazret’e varır yolumuz // Sayılmayız parmağ ile / Tükenmeyiz kırmağ ile / Taşramızdan sormağ ile / Kimse bilmez ahvâlimiz.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA